Gebelerin büyük bir bölümünde doğum şekli konusunda gebelik süreci boyunca bir kararsızlık olmaktadır. Normal Doğum mu? Sezaryen mi? Daha ilk kontrolde doğum şekli konusunda detaylı sorularla karşılaşmaktayız. Gebeliğin başında doğum şekli konusunda kararlı olan gebeler bile gebeliğin son dönemlerine doğru yeniden bir kararsızlık sürecine girmektedir.

Bu kararsızlık sürecini etkileyen en önemli faktörler aile çevresi, arkadaş çevresi, doktorun tutumu ve medyada çıkan haberlerdir. Son zamanlarda A.B.D’den gelen bir grup hekimin normal doğum oranını artırmak amacı ile Türkiye’ye geldikleri şeklindeki haber ise sezaryen oranındaki artışın tek sorumlusunun Türkiye’deki hekimler olduğu anlamına gelmektedir.

Sezaryen

Genel olarak bakıldığı zaman anne açısından sezaryenle doğumun risklerinin daha yüksek olduğu tartışılmaz bir gerçektir. Enfeksiyon, doğum sonrası kanama, tromboemboli dediğimiz damarlarda kanın pıhtılaşması ve bunun akciğerlere gitmesi ile ölümcül sonuçların ortaya çıkması, amnion sıvısının yine akciğerlere gitmesinin ölümcül sonuçları gibi riskler sezaryenle doğumda daha yüksek oranda görülmektedir.

Ayrıca genel anestezi altında yapıldığı zaman anestezi komplikasyonlarıda sezaryen risklerini artırmaktadır. Klasik bilgilere göre sezaryen riskleri normal doğuma göre 4 kat daha fazla görülmektedir.

Ancak sezaryen öncesi antibiyotik kullanımı, riskli hastalarda pıhtılaşmayı önleyici ilaçların kullanımı, hastaların erken yürütülmesi ve genel anestezi yerine epidural anestezi uygulanması sezaryen risklerini minimale indirmektedir. Özellikle normal doğumda da epidural anestezi’nin çoğunlukla uygulandığı gözönünde bulundurulursa anestezi riskleri açısından iki doğum şekli açısından bir farklılık olmamaktadır.

Çocuk açısından düşünüldüğü zaman ise sezaryenle doğumun en önemli riski erken alınmaya bağlı prematüritedir.

Bu nedenle isteğe bağlı sezaryenler için 39 haftanın beklenmesi önerilmektedir. İkinci risk ise “yaş akciğer” adı verilen ve bebeğin akciğerlerindeki suyun atılmamasına bağlı geçici solunum sıkıntısının sezaryenle doğumlarda 5 kat daha yüksek oranda görülmesidir.

Bu durum genellikle geçici bir durum olup, oksijen tedavisi ile birkaç saat içerisinde düzelmektedir. Ancak nadiren de olsa bebeğin yoğun bakıma alınmasını gerektirebilmektedir.

Normal doğumun anne açısından en önemli riski genital organların destek dokularında görülen gevşemeye bağlı olarak rahimde sarkma, idrar veya büyük abdestte kaçırma olmasıdır. Bu yakınmaların hepsi normal doğuma bağlı olmamakla birlikte, büyük bir kısmı doğumun verdiği harabiyete bağlıdır.

Bir çalışmada normal doğum yapan hastalarda uzun dönemde %40 oranında idrar, gaz veya büyük abdest tutmakta sorun ortaya çıktığı ve bunlardan %11’nin bu nedenlerden herhangi birisi dolayısı ile operasyon geçirmek zorunda kaldığı görülmüştür. Bu konuda hangi hastaların daha çok risk altında olduğunun önceden bilinmesi de olası değildir.

Çocukta sakıncalar:

Çocuk açısından düşünüldüğünde ise normal doğumun en önemli riskleri doğum sırasında bebeğin kaybedilmesi (1/1700), doğum sırasında bebeğin oksijenlenmesine bağlı beyin harabiyeti (1/1750), doğuma bağlı bebekte serebral palsi adı verilen, beyin harabiyetine bağlı fonksiyon bozuklukları (1/4000) ve doğum sırasında bebeğin kaybedilmesi (1/550) dir.

Bu oranlar bir çalışmadan alınmış olup, genel kabul edilmiş oranlar değildir. Ancak genel olarak normal doğumda bebekte risk olasılığı 1/500 ve sezaryen doğumda 1/4000 olduğu kabul edilmektedir.

Yani bu sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde normal doğumun anne, sezaryenin ise bebek açısından daha az risk taşıdığı söylenebilir. Ancak doğum şekli konusunda daha liberal davranılması durumunda bu risk oranlarında önemli değişiklikler olacağı kesindir.

Örneğin zor olabileceği düşünülen doğumlarda sezaryen seçilmesi durumunda normal doğuma ait risklerin daha az olacağı kesindir (büyük bebek, gelişme geriliği, suyun az olması v.b).

Diğer önemli bir sorunda sezaryen sonrası kısırlık oranının artıp artmadığıdır. Bu konuda yapılan çalışmalarda sezaryen sonrası kısırlık oranını artırmadığı, ancak sezaryenle doğum yapan kadınların daha uzun sürede gebe kalabildikleri gösterilmiştir. Ancak bunda sadece doğum şeklinin değil diğer birçok faktörün etkisi olabileceği de düşünülmektedir.

Hastaların ençok sorduğu sorulardan birisi de eşlerimize hangi doğum şeklinin uygulandığıdır. Bu konuda A.B.D.’de yapılan bir ankette bayan kadın doğumcuların %46’sının sezaryenle doğum yapmak istediklerini ortaya koymuştur. Yine İngiltere’de kadın doğumcuların %54’ü sezaryenin bebek açısından daha güvenli olduğuna inandığını belirtmiştir.

Sonuç olarak hastaya hangi doğum şekli önerilmelidir?

Hastaya genel olarak normal doğumun anne açısından daha güvenli olduğu belirtilmelidir. Sezaryen doğumun bebek açısından daha güvenli olduğu belirtilmeli, ancak aradaki farkın çok ciddi boyutlarda olmadığı belirtilmelidir. Hastaya her doğum iki doğum şeklinin avantaj ve dezavantajları anlatılarak karar hastaya bırakılmalıdır.

Yani doğum şekli konusunda zoraki bir yaklaşım içerisine girilmemesi, daha liberal davranılması gerektiğini düşünüyorum. Sezaryen doğum için önerilen %10-15’lik bir oranın çok gerçekçi olmadığını ve bu konuda normal doğum konusunda ısrar edilmesinin risklerin artmasına yolaçacağını düşünüyorum.

Doç. Dr. Ramazan MERCAN

CEVAP VER

Yorumunuzu girin
İsminizi girin