Yaşam süresindeki uzamaya karşı menopoz dönemine giriş yaşında önemli bir değişiklik görülmemesi kadınların yaşamlarının uzun bir bölümünü menopozda geçirdikleri anlamına gelmektedir. Gelişmiş ülkelerde ortalama yaşam süresinin 80 yıl olduğu göz önünde bulundurulursa, kadınların yaşamlarının üçte birinden fazlasını menopozal dönemin oluşturduğunu görebiliriz.

Menopozal dönemde kadınlarda önemli psikolojik değişikliklerle birlikte, yaşam kalitesini düşüren birçok fiziksel değişiklikler de görülmektedir. Genel olarak baktığımızda menopozal dönemde kalp-damar hastalıkları ve kemik erimesi artmakta, cinsel fonksiyonlar psikolojik ve fiziksel değişikliklere bağlı olarak azalmakta, uyku problemleri artmakta, cilt değişiklikleri, mental fonksiyonlarda bozulma ve ateş basması, terleme, çarpıntı gibi yaşam kalitesini azaltan yakınmalar ortaya çıkmaktadır.

Üç yıl öncesine kadar menopozal yakınmaların (ateş basması, terleme, çarpıntı) tedavisi, kalp hastalığı riskinin ve kemik erimesinin azaltılması için kadınlara hormon tedavisi rahatlıkla önerilirdi. Meme kanseri riskindeki artış ve kanda pıhtılaşma riskindeki artış gibi tedavinin olumsuz etkileri kar-zarar oranı açısından değerlendirildiğinde gözardı edilirdi.

Hormon tedavisinin yukarıda belirtilen yararları dışında uyku düzeni üzerindeki olumlu etkileri, kolon kanseri riskini azaltması, Alzheimer hastalığı riskini azaltması, psikolojik durum üzerinde olumlu etki göstermesi, vajina ve idrar yolarında incelmeleri önlemesi gibi yararlı etkileri göz önünde bulundurulduğunda hormon tedavisi daha rahat bir şekilde önerilebiliyordu. Ancak hormon tedavisinin yararlı etkilerini gösteren çalışmaların hepsi bilimsel açıdan yeterli kriterleri taşımıyordu.

2002 yılında yapılan ve bilimsel açıdan bugüne kadar yapılan çalışmalar arasında en iyi olarak kabul edilen bir çalışmanın sonuçları menopozda hormon tedavisi konusundaki bilgilerimizi yeniden gözden geçirme zorunluluğunu ortaya koymuştur.

Kırk merkezde yapılan, 50-79 yaş arası 16,608 kadını içeren WHI çalışmasında hormon tedavisinin kalp-damar hastalıklarının riskini azaltmadığını, tersine ilk 1-2 yıl içerisinde bu riski artırdığı görülmüştür. WHI çalışmasında koroner arter hastalığı riskinde %29, meme kanseri görülme sıklığında %26, inme riskinde %41 ve venöz damarlarda pıhtılaşma (tromboemboli) riskinde 2 kat artış olduğu görülmüştür.

Bu sonuçlar şu şekilde de yorumlanabilir:

Bir yıl boyunca hormon tedavisi alan 10.000 kadında almayanlara göre 7 kadında koroner arter hastalığına bağlı kalp spazmı veya enfarktus, 8 kadında inme, 8 kadında meme kanseri ve 8 kadında akciğer embolisi (damarda pıhtılaşan kanın akciğere atılması) daha fazla görülmektedir.

Diğer yandan kolon kanseri 5 kadında daha az görülmektedir. Ayrıca hormon tedavisinin kadınların genel sağlık durumu, depresyon belirtileri ve cinsel fonksiyonları üzerinde önemli bir etkisi olmadığı görülmüştür. Ateş basması, terleme ve çarpıntı gibi belirtilerin 1 yıl sonunda tedavi alanların %75’inde, almayanların ise %50’sinde kaybolduğu görülmüştür. Bu belirtilerin kaybolmasına bağlı olarak tedavi alan hastalarda daha az uyku sorunu olduğu görülmüştür. Alzheimer riskini azalttığına dair de kesin veriler bulunmamaktadır.

Daha sonra İngiltere’de 1 milyon kadının verilerinden elde edilen sonuçlarında WHI çalışmasına benzer olduğu görülmüştür.

Yani kalp hastalıkları konusunda koruyucu bir etkisi olmadığı, kemik erimesini azalttığı ve meme kanseri riskini artırdığı görülmüştür. İngiltere’deki çalışmasında bu durumun sadece belirli preparatlarda değil menopozda kullanılan birçok preparat için aynı olduğu görülmüştür.

Özellikle WHI çalışması konusunda yapılan eleştirilerde çalışmaya alınan hastaların yaşının oldukça yüksek olduğu (63 yaş), birçoğunda zaten kalp hastalığı veya diabet gibi bazı hastalıkların tedavi öncesinde de varolduğu, çalışmanın erken sonlandırıldığı ve çalışmayı bırakan hasta sayısının fazla olduğundan sözedilmiştir. Menopozdan hemen sonra hormon başlanması durumunda sonuçların daha değişik olabileceği veya meme kanserindeki artışın çok da abartılacak düzeyde olmadığı öne sürülmüştür.

Sonuç olarak yeni bulguların ışığında hormon tedavisinin kalp hastalıkları üzerinde koruyucu etkisinin olmadığını ve bu amaçla kullanılamayacağını, kemik erimesini azalttığını, meme kanseri riskini artırdığını ve barsak kanseri riskini azalttığını söyleyebiliriz. Ateş basması, terleme ve çarpıntı gibi yakınmalar için en etkin tedavi hormon replasmanıdır. Yaşam kalitesi konusunda kesin bir şey söylemek mümkün değildir.

Şu anda birçok hekim hormon tedavisi önermemekte, bir grup hekim hastaya göre değerlendirme yapmakta ve bir grup ise eskisi gibi hormon tedavisine devam etmektedir. Bütün hekimler arasında ateş basması ve terleme gibi yakınmaları olan hastalara kısa süreli hormon verilmesi konusunda görüşbirliği bulunmaktadır.

Biz ne yapıyoruz?

Menopozdan hemen sonra başvuran hastalara tedavinin yarar ve risklerini anlattıktan sonra hormon tedavisini öneriyorum ve hasta kabul ederse başlıyorum.

Meme kanseri açısından genetik veya diğer risk faktörleri olan hastalarda tercihimi başlamama yönünde kullanıyorum. Ancak ailesel meme kanseri riski olan hastalarda başlanmamasını gerektirecek yeterli veri bulunmamakta ve hormon tedavisini savunan görüş bu hastalara başlanmasında da bir sakınca olmadığını öne sürmektedir.
Menopozdan uzun süre sonra gelen hastalarda yine yarar ve riskleri anlattıktan sonra kararı hastaya bırakıyorum.

Kemik erimesi açısından risk grubu içerisinde olan veya kemik erimesi olan hastalarda hormon başlanmasını öneriyorum.

Daha önce hormon kullanan ve kullanım süresi 5 yıldan uzun olan hastalarda meme kanseri riskini belirttikten kanser açısından daha az riskli veya risksiz kabul edilen hormon preparatlarını öneriyorum.

Ateş basması, terleme ve çarpıntısı olan hastalara hormon öneriyorum.

Genel olarak en düşük dozlu hormon preparatını tercih ediyorum.

Rahimi daha önce alınan hastalarda hormon kararını daha rahat verebiliyorum. Çünkü bu hastalara sadece östrojen veriyorum. Progesteron verilmeden sadece östrojen verilmesi durumunda meme kanseri riskinde önemli bir artış izlenmemektedir.

Kalp-damar hastalığı, hipertansiyon ve şeker hastalığı gibi sistemik hastalığı olan hastalarda tercihimi başlamamaktan yana kullanıyorum.
Sonuç olarak halen hastaların büyük bir bölümünde hormon kullanımını öneriyorum. Ancak meme kanseri konusundaki en küçük riskten bile sözedilmesi hastaların büyük bir bölümünün hormondan uzaklaşmasına neden olabilmektedir. Hormon kullanmak istemeyen hastalara da soya tüketimi veya bitkisel östrojen kullanımı öneriyorum. Bitkisel östrojenler konusundaki en önemli sorun yeterli çalışmanın bulunmamasıdır.

28.07.2005

Doç. Dr. Ramazan MERCAN

CEVAP VER

Yorumunuzu girin
İsminizi girin