Hastalıkla
ilgili en çok bilgi Türk ve Japon hastalardan elde
edilmektedir. Bu da bu ülkeler de nispeten daha sık
görüldüğü anlamına gelebilir. Tıbbi hastalık
gruplamaları bakımından bu hastalık “vaskülit”
denilen damarlarda iltihaplanma ile giden hastalıklar
grubunda irdelenir. Hastalık daha çok genç erkeklerde
görülür. Bu tür hastaların kadın ve yaşlı başlangıçlı BH’
na göre daha ağır seyrettiği bilinmektedir. Vakalarda
özellikle tekrarlayan ağız içi yaraları, genital bölge
yaraları ile birlikte göz ve cilt bulguları
görülmektedir. Bunlar dışında beyin ve diğer sinir
sistemi tutuluşları ve eklem tutuluşları da
gözlenebilir.
Hastalık için genetik
yatkınlık:
Aile çalışmaları gösteriyor
ki BH’ ı olan bir kişinin kardeşlerinde bu hastalığa
yakalanma riski artmıştır.
HLA (doku tipi) çalışmaları
göstermiştir ki HLA-B5 ve özellikle bu doku tipinin bir
alt tipi olan HLA-B51 denilen doku tipini taşıyanlarda
BH’ na yakalanma riski bu doku tiplerini taşımayanlara
göre yüksektir. Yine çalışmalar gösteriyor ki bu
hastalığın sık görüldüğü toplumlarda zaten bu doku
tipini taşıma oranı diğer ülkelere göre yüksektir.
Hastalığın
oluşumundaki diğer faktörler:
Hastalığın oluşumu için net
bir faktör tanımlanmamış olup birçok faktör açısından
araştırmalar yapılmıştır. Özellikle HLA-B51 doku tipini
taşıyan bireylerde bazı enfeksiyon ajanlarının bu
hastalığın başlamasını tetiklediğine dair bir çok kanıt
saptanmıştır. HSV tip-I denilen bir virüsle BH arasında
bir bağlantı olduğuna dair birçok kanıt vardır. Yine
Streptococcus sangius denilen bir bakterinin bu
hastaların ağız içi ortamında son derece sık olarak
rastlandığı gösterilmiştir. Yine verem mikrobuna ait bir
proteine benzer bir insan proteininin bu hastalığın
oluşumunda sorumlu olabilecek olan önemli bir faktör
olabileceğine dair birçok bulgu vardır. Aslında BH,
başlangıçta mikroplara karşı oluşan kişinin bağışıklık
cevabının, daha sonra da mikroplardaki bazı proteinlerle
insan dokularındaki bazı proteinler arasındaki
benzerlikler nedeniyle kişinin kendi bağışıklık sistemi
hücrelerinin kendi dokularına saldırması sonucu ortaya
çıkan bir hastalıktır. Yani mikrop proteinlerine
benzerlik nedeniyle insanların kendi proteinlerine ve
dolayısıyla kendi dokularına verdikleri “otoimmun”
bir cevaptır.
Hastalık bulguları:
Hastalık
aşağıdaki bulguların birlikteliği ile tanı alır;
1-
Tekrarlayan
ağız içi yaralar (ki bu yaralar ağız içinde birden fazla
bölgede çıkabilir, yemeyi engelleyecek kadar ağrılı
olabilir, geçtiğinde genelde yerinde iz bırakmaz, toplu
iğne başı büyüklüğünden 1 cm üstündeki büyüklüklere
kadar değişen boyutlarda olabilir…),
2-
Tekrarlayan
genital yaralar (ki bu yaralara ağız içi yalardan daha
derin olup geçtiği zaman yerinde iz bırakırlar,
erkeklerde peniste ve ayalarda görülebilir, kadında ise
vajen içinde hatta rahim ağzı kadar iç bölgelerde bile
olabileceği için gözden kaçabilir),
3-
Göz bulguları
(çok değişik tiplerde olabilir. Göz tutulumu olan
hastaların yaklaşık % 20 kadarı üveit nedeniyle kör bile
kalabilir),
4-
Cilt bulguları
(özellikle ergenlik benzeri, sırtta ve göğüste veya
diğer vücut bölgelerinde akne benzeri sivilceler,
ciltten gözlenebilen gezici karakterde damar
tıkanıklıkları, daha çok bacakların ön yüzünde
görülebilen 2 hafta kadar süren deriden kabarık kırmızı
ve ağrılı lezyonlar ki bu lezyonlar geçince yerinde
kahverengi iz bırakabilirler),
5-
Steril bir
iğne ile ön kol gibi yerlere yapılan delme testine aşırı
duyarlı bir yanıt (Paterji veya Pikür testi denilir).
Yukarıdaki bulgulardan 1
numaralı bulguya ek olarak en az iki bulgunun daha
olması ile BH tanısı konulabilir.
Hastalık yukarıda bahsi
geçen bulgular dışında özellikle beyin tutulumu ve daha
çok büyük eklemlerin tutulumu şeklinde seyreden bulgular
da sergileyebilir.
Laboratuar
tetkkiklerinde BH için neler yapılabilir?
Daha önce de belirtildiği
gibi bu hastaların büyük bir kısmı HLA-B51 doku tipine
sahiptir. Ancak bunu test etmek tanı için gerekli
değildir. Fakat yine de bu doku tipini taşıyanlarda
hastalığın görece daha ağır seyredebileceği
söylenebilir. Her şeye rağmen BH’ na özel herhangi bir
laboratuar bulgusu yoktur. Hastalığın aktif dönemlerinde
sedimentasyon yüksektir, CRP denilen protein yüksektir.
Hastaların bir kısmında aktif dönemde veya ilaç
kullanımına bağlı olarak lökosit yüksek olabilir. Bazı
aktif hastalarda kanın pıhtılaşma hücreleri olan
Trombosit de yüksek saptanabilir.
Tedavi:
Hastalığın en önemli tedavi
ajanları kortizon ve kolşisin dediğimiz ilaçlardır.
Kortizon ağız içi yaralar ve genital yaralar için
yüzeyel olarak kullanılabileceği gibi şiddetli ve diğer
tutulumları da olan vakalar için ağızdan ya da damardan
da kullanılabilir. Kolşisin özellikle ağız içi ve diğer
deri lezyonlarında faydalıdır. Göz tutuluşları için bazı
özel ilaçlar vardır. Bunların özellikle yeni göz
ataklarını engellediği gösterilmiştir.
Unutulmamalıdır ki, hastalar
hastalığın tedavisi üstlenen hekimin kontrolünden hiç
çıkmamalı, onun belirttiği tedavi ve takip rejimlerini
çok sıkı bir şekilde uygulamalı, herhangi bir
beklenmeyen durum görüldüğünde hızla hekimine
başvurmalıdırlar.
Sağlıklı günler
dileğiyle..