İ
Vakaların üçte biri de
60 yaştan sonra hastalık
başlangıcı gösterir.
Hastalık 60 yaşından
önceki başlangıç
formlarında kadınlarda
erkeklere oranla 2-3 kat
daha sıklıkla görülür.
60 yaşından sonra ortaya
çıkan hastalarda
kadın/erkek oranı
eşittir. Hastalık
toplumda % 1 sıklıkta
görülmektedir. Bu hiç de
azımsanmayacak bir
sıklıktır. Hastalık ilk
iki yıl içinde
eklemlerde hasara yol
açabilen bir
hastalıktır. İlk beş yıl
içinde %30 iş gücü
kaybına neden olmakta ve
ortalama yaşam yılını
5-7 yıl kısaltmaktadır.
Bu pencereden
bakıldığında hastalığın
çok erken dönemlerinde
hatta daha tanı konar
konmaz hastalığın
gidişini değiştirici
olan ilaçlara (DMARD
denilen ilaçlar)
başlamak gerekmektedir.
Hastalık için genetik
yatkınlık:
Aile çalışmaları
gösteriyor ki RA’ i olan
bir kişinin
kardeşlerinde bu
hastalığa yakalanma
riski artmıştır. Tek
yumurta ikizlerinde %
12-15 birliktelik varken
ayrı yumurta ikizlerinde
de bu oran % 4 gibi
yüksekçedir.
HLA (doku tipi)
çalışmaları göstermiştir
ki HLA-DR4 ve HLA-DR1
denilen dok tiplerini
taşıyanlarda RA
hastalığına yakalanma
riski bu doku tiplerini
taşımayanlara göre
yüksektir.
Hastalığın oluşumundaki
diğer faktörler:
Hastalığın oluşumu için
net bir faktör
tanımlanmamış olup
birçok faktör açısından
araştırmalar
yapılmıştır. Özellikle
enfeksiyon yaratan
mikrobik ajanlar
açısından oldukça fazla
araştırma yapılmıştır.
Genetik olarak yatkın
kişilerde bazı
enfeksiyon ajanlarının
hastalığı ortaya
çıkarabileceğine dair
kanıtlar vardır. Aslında
RA, başlangıçta
mikroplara karşı oluşan
kişinin bağışıklık
cevabının, daha sonra da
mikroplardaki bazı
proteinlerle insan
dokularındaki bazı
proteinler arasındaki
benzerlikler nedeniyle
kişinin kendi bağışıklık
sistemi hücrelerinin
kendi dokularına
saldırması sonucu ortaya
çıkan bir hastalıktır.
Dolayısıyla bu
hastalıkta bağışıklık
sisteminde bir takım
anormallikler vardır. Bu
immünolojik
değişikliklerden
tarihsel olarak en eski
saptanmış olanı “Romatoid
Faktör (RF)”
dür. Bu bir
otoantikordur. Aslında
kişinin kendinde bulunan
bir antikora karşı
yaptığı başka bir
antikordur. RA’ li
hastalarda % 75-80
oranında saptanmaktadır.
Bu hastalıkta yüksek
düzeyde RF saptanan
olgularda hastalığın
daha yıkıcı, daha ağır
olduğunu biliyoruz;
ayrıca bu tür hastalarda
eklem dışı organ
tutuluşlarının da daha
sık görüldüğü bir
gerçektir.
Hastalık bulguları:
Amerikan Romatoloji
Derneği tarafından 1987
yılında tekrar gözden
geçirilen sınıflama
kriterlerine göre
hastalık kolayca diğer
romatizmal hastalıklarda
ayırt edilebilir.
Hastalık için yedi tane
kriter tanımlanmıştır.
Dört kriterin saptanması
ile RA tanısı
konulabilir. Bu
kriterler kısaca
şöyledir:
1-Sabahları yataktan
kalkıldığında 1 saatten
fazla süren eklem
tutukluğu veya istirahat
sonrası katılık,
2- Elde
MKF, PİF denilen
eklemler, el bilekleri,
dirsekler, dizler, ayak
bilekleri ve
ayakta MTF denilen
eklemlerden en az üçünde
birden var olan artrit
(eklem iltihabı),
3- Tutulan
eklemlerin simetrik
olarak tutulması,
4- Vücudun
her iki yarısında birden
aynı zamanda artrit,
5- Deri
altında romatoid nodül
denilen nodüllerin
saptanması,
6-
RF saptanması,
7-Radyolojik olarak
çekilen filmlerde RA’ e
özgü bulguların
saptanması.
Eklem
dışı organ tutuluşları:
Hastalık özellikle
eklemleri tutan bir
hastalık gibi görünse de
eklem dışı tutuluşlar da
hayatı tehdit edebilir.
Yorgunluk, hafif ateş
gibi bulgular yanında
organların zarlarında
tutulma, deri altı
nodüller, romatoid
vaskülit denilen damar
tutuluşları, akciğer ve
kalp tutuluşları, ayrıca
gözde kurulukla giden
ikincil hastalıklar
görülebilir. Ayrıca
çevresel sinirlerde ve
beyinde de tutulum
olabilir.
Laboratuar tetkilerinde
RA için neler
yapılabilir?
Daha önce de
belirtildiği gibi bu
hastalarda % 75-80
sıklığında RF denilen
antikorlar saptanabilir.
Bunun dışında RA’ e özel
herhangi bir laboratuar
bulgusu yoktur.
Hastalığın aktif
dönemlerinde
sedimentasyon yüksektir,
CRP denilen protein
yüksektir. Hastalığın
kendisine bağlı
kansızlık tabloları
olabildiği gibi tedavi
için kullanılan
ilaçlarla da kansızlık
gelişebilir.
Radyolojik Tetkikler:
En sık olarak direkt
eklem grafileri
kullanılır. Hastalığın
erken dönemlerde yumuşak
doku şişliği, eklem
aralıklarında genişleme,
eklem yüzeylerine bakan
kemik bölümlerinde kemik
erimesi, ilerleyen
dönemlerde de eklem
yüzlerinde kemik kaybı,
eklem aralığının giderek
daralması ve eklemlerde
şekil bozuklukları
görülebilir.
Tedavi:
RA’ de
tedavide aşağıdaki
hedefler çok önemlidir:
1-
Hastanın ve yakınlarının
hastalık hakkında
eğitilmesi, tedavi
hakkında bilgi
verilmesi, tedavi ile
oluşabilecek yan etkiler
konusunda
bilgilendirilmesi,
2-
Hastalık seyrinin
kontrol altına alması,
3-
Eklem ve eklem dışı
oluşabilecek hasarların
önlenmesi,
4-
Tüm bulguların
düzeltilmesi ve hastanın
yaşamının normale
getirilmesi, yaşam
kalitesinin
düzeltilmesi,
5-
Tedavi ile oluşabilecek
olan istenmeyen
durumlardan (yan
etkilerden) kaçınılması.
Tedavi hastadan hastaya
değişmekle birlikte
ayrıca her ilaçtan
farklı hastalar için
farklı yanıtlar alınması
nedeniyle aslında tedavi
hastaya özeldir.
Tedavide non-steroid
anti inflamatuvar (NSAI)
ilaçlar, kortizonlar
yanında DMARD denilen
hastalığın seyrini
değiştiren temel etkili
ilaçlar da denilen
ilaçlar kullanılır.
Unutulmamalıdır ki,
hastalar hastalığın
tedavisi üstlenen
hekimin kontrolünden hiç
çıkmamalı, onun
belirttiği tedavi ve
takip rejimlerini çok
sıkı bir şekilde
uygulamalı, herhangi bir
beklenmeyen durum
görüldüğünde hızla
hekimine
başvurmalıdırlar.
Sağlıklı günler
dileğiyle..