|
İlk kez 1833’de Fransız
dermatologu Biett
tarafından hastalık
kronik dermatolojik bir
rahatsızlık olarak
tanımlanmıştır. Lupus
terimi, latincede “wolf
= kurt” anlamında olup
lezyonun dokuyu tahrip
edici özelliğini ifade
etmektedir. Hastalığın
sistemik olduğu 1872
yılında Kaposi
tarafından fark
edilmiştir. Hastalığın
tanısında önemli bir
bulgu olan “Lupus hücre”
fenomeni 1948 yılında
Hargraves tarafından
tanımlandı. Daha sonra,
otoantikor olan
antinükleer faktörün,
indirekt immunofloresan
yöntemle 1957’de Frio
tarafından gösterilmesi,
SLE’nin otoimmun
hastalık özelliğine ışık
tutmuştur.
ETİYOPATOGENEZ
SLE
hastalarında immun
sistem her yönüyle
anormaldir. Bu nedenle
SLE patogenezinde hangi
defektlerin esas olduğu
bilinmemektedir. SLE’nin
başlamasında ve devam
etmesinde genetik olarak
yatkın bireylerde
çevresel faktörlerin
rolü olduğu
düşünülmektedir. Siyah
ırkta, uzak doğuda ve
Amerikan yerlilerinde,
bazı ailelerde SLE
sıklığında artma olduğu
gösterilmiştir. Eğer bir
aile bireyinde SLE
varsa, tek yumurta
ikizlerinde SLE gelişme
riski yaklaşık %30 ve
diğer birinci derece
akrabalar için %5
artmıştır. Kalıtsal
yatkınlık yanında, hasta
ailelerinde otoimmun
aktiviteyi yansıtan
otoantikor pozitifliği
ve supressör T hücre
fonksiyonunda azalma
genetik faktörlerin
önemini
desteklemektedir.
Çevresel faktörlerin
genetik yatkınlığı olan
bireylerde immun
düzenlenme bozukluğunu
tetikleyerek rol
oynadığı düşüncesi ağır
basmaktadır. Bu
faktörler içerisinde
özellikle viruslar, UV
ışığı ve ilaçlar
sayılabilir.
Prokainamid, hydralazin,
diphenilhydantoin ve
isoniazid gibi bazı
ilaçlar antinükleer
antikor yapımına neden
olur ve klinik olarak
lupusa benzer tablo
görülebilir. Bu durum
ilaca bağlı lupus veya
lupus benzeri sendrom
(lupus like syndrome)
olarak bilinir.
İnfeksiyöz ajanların
çoğu immun stimülasyon
ve sitokin üretimine
sebep olurlar ve genetik
yatkınlığı olan
bireylerde lupusun
ortaya çıkmasına neden
olabilirler. SLE’de
viral partiküllerin
hücreler içinde
görülmesi, antiviral
antikorların yüksek
olması, viral RNA ile
reaksiyon veren anti RNA
antikorlarının varlığı
virusların rolünü
kuvvetlendiren
çalışmalardır.
SLE’de, doğumsal olarak
kompleman proteinlerinin
eksiklikleri
bulunabilir. Bunlar
arasında C2
eksikliği diğerlerinden
daha sık görülmektedir.
Kompleman eksiklikleri
infeksiyonlara
hassasiyet oluşturarak
hastalığın başlamasında
kısmen rol alabilir.
Ayrıca tanımlanmış olan
otoantikor yığınıyla, B
hücre (antikor yapan
hücre)
hiperaktivitesinin SLE
patogenezinde esas
olduğu sürpriz
oluşturmayacaktır.
Otoantikor aracılığı ile
hastalık gelişmesinde
iyi bilinen mekanizma,
antijen antikor
komplekslerinin
dokularda
depolanmasıdır.
Depolanmalar özellikle
damarlarda ve böbrekteki
glomerüllerde
gösterilmiştir. Hücre
içi proteinlere ve
nükleik asitlere karşı
gelişen otoantikorlar
ölü hücrelerden açığa
çıkan antijenlere
bağlanarak dolaşan immun
kompleksleri
oluştururlar. Antijen
hakkındaki bilgilerimiz
sınırlıdır ancak
antikorun tipi sıklıkla
IgG’dir. Immun
komplekslerin dokularda
depolanması kompleman
aktivasyonuna ve
iltihabi cevaba neden
olur. Komplemanın C3a
ve C5a
komponentleri
aracılığıyla iltihabi
hücreler aktive olur,
inflamatuar mediatörler
salar, pıhtılaşma
hücrelerinin aktivasyonu
küçük pıhtı oluşumuna
yol açar, reaktif
oksijen metabolitlerinin
üretimi, hidrolitik
enzimlerin ve
sitokinlerin salınımı
direkt doku hasarına
sebep olur. İmmun
komplekslerin daimi
varlığı, doku hasarının
kronik olmasına yol
açar. Klinik olarak
damar iltihabı, kalp
zarı iltihabı, akciğer
zarı iltihabı, deri
lezyonları ve böbrek
iltihabı ile sonuçlanır.
iltihaptan etkilenen
organlarda skar oluşumu,
fonksiyon kaybı görülür.
SLE
gelişmesinde kadın
cinsiyeti de önemli bir
risk faktörüdür. SLE’li
hastalar ve lupuslu fare
modellerinde gösterilen
östrojen (kadınlık
hormonu) ve androjen
(erkeklil hormonu)
metabolizmasındaki
anormallikler, özellikle
östrojenin patogenezdeki
önemli rolü artık
günümüzde ortaya
çıkarılmıştır.
GÖRÜLME SIKLIĞI
SLE
nadir bir hastalık
değildir. Son yıllarda
hassas immunolojik
testlerin gelişmesi,
özellikle antinükleer
antikor(ANA), anti-DNA
antikorları ve kompleman
tayinleriyle hastalığın
hafif formlarının
tanınması, insidans ve
prevalansda (görülme
sıklığında) artışa yol
açmıştır. Hastalık
prevalansının yüz binde
15-50 olduğu rapor
edilmiştir. Farklı
coğrafik bölgelerde daha
düşük veya yüksek riskli
toplumlar vardır.
Hastalık siyah ırkta,
beyaz ırka kıyasla 3-4
katı daha fazladır.
SLE
her yaşta ortaya
çıkabilirse de, en sık
13-40 yaşları arasında
görülür. Hastaların
%90’ı doğurganlık
yaşındaki kadınlardır.
Kadın/Erkek oranı
9/1dir. SLE, çocuklarda
ve yaşlılarda da
görülür. Kız
çocuklarında erkek
çocuklarına oranla üç
katı fazladır.
KLİNİK
BULGULAR
SLE’nin tipik başlangıcı
sadece birkaç hastada
görülür. Daha sık olarak
hastalarda önceleri
yorgunluk ve eklem
iltihabı gibi bir veya
iki bulgu vardır. Sonra
SLE’nin diğer
özellikleri gelişebilir.
Hastalardaki tutulan
organlar değişiktir ve
tutulan organ sistemine
göre hastalığın şiddeti
değişir. SLE alevlenme
ve düzelme ya da inaktif
hastalık dönemleriyle
karakterizedir. Tanı
konduğunda çoğu hastada
yorgunluk, ateş ve kilo
kaybı gibi temel
bulgular vardır. Şimdi
bütün bu bulguları birer
birer inceleyelim.
SLE’li hastaların
yaklaşık %90’ında ilk
semptom artrit
(eklem iltihabı) veya
artralji (eklem
ağrısı) dır. Çoğunlukla;
simetrik, zaman zaman
ortaya çıkan yumuşak
doku şişliği ile
birlikte artralji
şeklindedir. Daha az
sıklıkla poliartrit
(birden fazla eklemin
iltihabı) görülür. Tipik
olarak el parmakları
eklemleri, el bileği,
dirsek ve ayak bilekleri
tutulabilir. Çoğunlukla
simetriktir. Sabah
katılığı hastaların
%50’sinde bulunur.
Eklemdeki iltihabi
bulgular geçici olabilir
veya kronikleşebilir.
SLE artritinde (romatoid
artrit hastalığı için
tipik olan) yıkıcı
değişiklikler genellikle
bulunmaz. Deformiteler
muhtemelen kronik eklem
tutulumuna bağlıdır.
Tenosinovit hastaların
%10’unda görülür.
Kas
ağrısı hastalığın
başlangıcında hastaların
1/3’ünde bulunur,bir
kısım hastada kas
hassasiyeti vardır. Kas
güçsüzlüğü ve kas
dokusunda azalma da
bulunabilir. Kortizon
veya sıtma ilacı
tedavisine bağlı kas
hastalığı görülür.
Deri,
saç ve müköz membran
anormallikleri SLE’nin
ikinci en sık görülen
belirtileridir
(Hastaların %85’inde).
SLE’de birçok değişik
tipte deri belirtileri
görülebilir. Her iki
yanak ve burun köprüsünü
kaplayan, burun ve dudak
arası oluklarda
görülmeyen, kelebek
şeklindeki kırmızımsı
döküntü (malar
rash) güneş ışığına
maruz kalmaksızın da
olabilir. Ancak güneş
ışığıyla artabilir.
SLE’li hastalarda ikinci
sıklıkta görülen
kırmızımsı döküntü
vücudun herhangi bir
yerinde olabilen deriden
kabarık döküntüdür.
Hastalığın sistemik
alevlenmesinden önce
sıklıkla deri
lezyonlarının
alevlenmesi söz
konusudur. Yukarıda sözü
edilen lezyonlara
ilaveten ürtiker, bül
(içi serum dolu
kesecikler), livedo
retikularis (harita
tarzı görünüm),
pannikülit (cilt altı
yağ dokusu iltihabı),
saç dökülmesi gibi diğer
deri belirtileri de
görülebilir. Sıklıkla
ağrısız olan ağız içi
mukoza ülserleri,
yumuşak ve sert damakta
olur. Raynaud Fenomeni
(soğukta el veya ayakta
ortaya çıkan beyazlaşma,
morarma ardında kızarma)
, gangrene neden
olabilecek kadar
şiddetli olabilir.
Hastaların %50-60’ında
fotosensitivite
(ışık duyarlılığı)
bulunur.Güneş ışınları
ile cilt lezyonlarında
artış yanında sistemik
bulgularda da artış
görülebilir.
Yaklaşık %50 hastada
klinik olarak belirgin
böbrek tutulumu olur.
Böbrek yetmezliği SLE
hastalarında önemli bir
ölüm nedenidir. Her ne
kadar ışık mikroskobuyla
%30-40 vakada böbrek
normal görünürse de,
immunfloresans ve
elektron mikroskobiyle
incelendiğinde, SLE
vakalarının hemen hepsi
bir miktar böbrek
tutulumu gösterir.
Hastaların yaklaşık
%20’sinde gö bulguları
oluşur. Retinal (göz
dibi) vaskülit sık
değildir ancak körlüğe
yol açabilir.
SLE’de akciğer, kalp
veya karın zarı ortaya
çıkabilir. Akciğer zarı
tutulumu hastaların
%30-60’ında bulunur.
Hastanın nefes
almakla,öksürmekle artan
yan ağrısı ağrısı
vardır. Buna rağmen
radyografik bulgu
bulunmayabilir. Akut
akciğer dokusu tutulumu,
akciğerden kanama
olmaksızın akut pnömoni
şeklinde görülebilir.
Lupus pnömonisi tanısı,
infeksiyon etkeni
dikkatle araştırıldıktan
ve bulunamadıktan sonra
konmalıdır.
Kalp
zarı iltihabı, akciğer
zarı iltihabından daha
az sıklıkla ortaya çıkar
(%20-30). Otopsi
çalışmalarında %60
bildirilmiştir. Klinik
olarak kalp zarı
iltihabı düşünülmediği
halde EKG ile zar
boşluğunda sıvı
saptanabilir.
Karın
zarı iltihabı klinikte
sık rastlanmadığı halde
otopsilerde %60 olarak
bulunmuştur. Akut olarak
seyreden bulantı, kusma,
yaygın karın ağrısı olan
hastalardan karın zarı
iltihabı ihtimali
düşünülebilir.
SLE’de kalbin tüm
tabakaları da eşit
derecelerde hastalığa
katılır. Libman sacks
endokarditi (kalbin iç
tabakasının iltihabı)
SLE’nin tipik kalp
bulgusudur. Çoğunlukla
sessiz olmasına rağmen
otopsi çalışmalarında
%30 oranında
saptanmıştır. Lupusta
kalp kapakçığı hastalığı
da görülebilir. Damar
bulgusu bulgu olarak da
hastaların %10’unda daha
çok bacaklarda damar içi
pıhtılaşma gelişir.
Sinir
sistemi belirtiler de bu
hastalarda oldukça
değişiktir. Hastalarda
psikoz, depresyon gibi
bulgular yanında sara
nöbetleri, beyin
kanaması, geçici felçler
görülebilir. Psikiyatrik
bulgulardan depresyon,
psikoz kortizon
kullanımına da bağlı
olabilir. Bu durumda
ilacı kesmek gerekir.
Hastaların %50’ sinde
mide barsak sistemi
bulguları saptanır.
İştahsızlık, bulantı,
kusma en sık
olanlarıdır. Bu bulgular
karın zarı iltihabına,
bağırsağın damarsal
hastalığına veya ilaç
tedavilerine bağlı
olabilir. Mide barsak
tutulumu, yemek borusuna
ait bulgular, barsağı
besleyen damarların
iltihabı, iltihabi
bağırsak hastalıkları,
pankreas iltihabı veya
KC hastalığı şeklinde
kendini gösterir.
Hafif
veya orta derecede dalak
büyüklüğü hastaların
%20’sinde saptanır.
Klinik olarak hastalığın
aktif olduğu dönemlerde,
hastaların yarısında
yaygın len bezi
büyümeleri olur. Bu
bulgu çocuklarda daha
sıktır. Kan hücrelerine
ait anormallikler de
hastalığın
aktivasyonuyla değişir.
En sık bulgu
kansızlıktır. Hastaların
%10’unda önemli derecede
kan hücre yıkımı
görülür. Bunu dışında
diğer kan hücrelerinde
de anormallikler ve
azalmalar görülebilir.
ANA (antinükleer
antikor), SLE için
spesifik değildir.
Pozitifliği SLE
düşündürür. SLE’de ANA
%95-98 pozitiftir. ANA
ailesinden olan anti ds-DNA’
nın yüksek düzeyleri
hastalık için spesifik
kabul edilebilir.
Hastaların %75’inde
bulunur.
Kompleman düzeyleri (C3
ve C4) aktif hastalarda
düşük bulunur.
Aktif
böbrek hastalığında,
idrarda proteinüri,
granül yapıları ve
hücreler, silendirler
bulunur.
TANI
Eklem ağrıları ile
birlikte multi sistem
hastalığı olan kişilerde
SLE’den
şüphelenilmelidir.
TEDAVİ
Yeni tanı almış olan
hastada genel
tedirginlik hali
gözlenir. Hastanın
psikolojik desteğe
ihtiyacı vardır.
Tedavinin yanında
hastalar uyku, dinlenme,
güneş ışığından korunma,
beslenme ve egzersiz
gibi konularda
ilgilendirilmelidir.
Cerrahi müdahale,
enfeksiyon, doğum, düşük
yapma, psikolojik
baskılar hastalığı
alevlendirir. SLE
iyileşme ve alevlenme
dönemleriyle seyreden
bir hastalıktır.
Alevlenme dönemlerinde
kortizon dışı
antiromatizmal ilaçlar,
sıtma ilaçları, kortizon
ve immunsupresif
(bağışıklı sistemini
baskılayıcı) ilaçlar
kullanılabilir.
HASTALIĞIN
GİDİŞİ
Son yıllarda gelişen
teknoloji ile hastalığın
erken tanınması,
tedavinin daha hızlı
olması hastalığın
gidişini iyi yönde
etkilemiştir. Beş yıllık
yaşam %97, 10 yıllık
yaşam %93, 15 yıllık
yaşam %83
bildirilmiştir.
Hastaların %2-10’unda
tam iyileşme olabilir.
Sağlıklı günler
dileğiyle..
|