|
Menopozal
dönemde kadınlarda
önemli psikolojik
değişikliklerle
birlikte, yaşam
kalitesini düşüren
birçok fiziksel
değişiklikler de
görülmektedir. Genel
olarak baktığımızda
menopozal dönemde
kalp-damar hastalıkları
ve kemik erimesi
artmakta, cinsel
fonksiyonlar psikolojik
ve fiziksel
değişikliklere bağlı
olarak azalmakta, uyku
problemleri artmakta,
cilt değişiklikleri,
mental fonksiyonlarda
bozulma ve ateş basması,
terleme, çarpıntı gibi
yaşam kalitesini azaltan
yakınmalar ortaya
çıkmaktadır.
Üç yıl öncesine kadar
menopozal yakınmaların
(ateş basması, terleme,
çarpıntı) tedavisi, kalp
hastalığı riskinin ve
kemik erimesinin
azaltılması
için
kadınlara hormon
tedavisi rahatlıkla
önerilirdi. Meme kanseri
riskindeki artış ve
kanda pıhtılaşma
riskindeki artış gibi
tedavinin olumsuz
etkileri kar-zarar oranı
açısından
değerlendirildiğinde
gözardı edilirdi. Hormon
tedavisinin yukarıda
belirtilen yararları
dışında uyku düzeni
üzerindeki olumlu
etkileri, kolon kanseri
riskini azaltması,
Alzheimer hastalığı
riskini azaltması,
psikolojik durum
üzerinde olumlu etki
göstermesi, vajina ve
idrar yolarında
incelmeleri önlemesi
gibi yararlı etkileri
göz önünde
bulundurulduğunda hormon
tedavisi daha rahat bir
şekilde
önerilebiliyordu. Ancak
hormon tedavisinin
yararlı etkilerini
gösteren çalışmaların
hepsi bilimsel açıdan
yeterli kriterleri
taşımıyordu.
2002 yılında yapılan ve
bilimsel açıdan bugüne
kadar yapılan çalışmalar
arasında en iyi olarak
kabul edilen bir
çalışmanın sonuçları
menopozda hormon
tedavisi konusundaki
bilgilerimizi yeniden
gözden geçirme
zorunluluğunu ortaya
koymuştur.
Kırk merkezde yapılan,
50-79 yaş arası 16,608
kadını içeren WHI
çalışmasında hormon
tedavisinin
kalp-damar
hastalıklarının riskini
azaltmadığını, tersine
ilk 1-2 yıl içerisinde
bu riski artırdığı
görülmüştür. WHI
çalışmasında koroner
arter hastalığı riskinde
%29, meme kanseri
görülme sıklığında %26,
inme riskinde %41 ve
venöz damarlarda
pıhtılaşma (tromboemboli)
riskinde 2 kat artış
olduğu görülmüştür. Bu
sonuçlar şu şekilde de
yorumlanabilir: Bir yıl
boyunca hormon tedavisi
alan 10.000 kadında
almayanlara göre 7
kadında koroner arter
hastalığına bağlı kalp
spazmı veya enfarktus, 8
kadında inme, 8 kadında
meme kanseri ve 8
kadında akciğer embolisi
(damarda pıhtılaşan
kanın akciğere atılması)
daha fazla
görülmektedir. Diğer
yandan kolon kanseri 5
kadında daha az
görülmektedir. Ayrıca
hormon tedavisinin
kadınların genel sağlık
durumu, depresyon
belirtileri ve cinsel
fonksiyonları üzerinde
önemli bir etkisi
olmadığı görülmüştür.
Ateş basması, terleme ve
çarpıntı gibi
belirtilerin 1 yıl
sonunda tedavi alanların
%75’inde, almayanların
ise %50’sinde kaybolduğu
görülmüştür. Bu
belirtilerin
kaybolmasına bağlı
olarak tedavi alan
hastalarda daha az uyku
sorunu olduğu
görülmüştür. Alzheimer
riskini azalttığına dair
de kesin veriler
bulunmamaktadır.
Daha sonra İngiltere’de
1 milyon kadının
verilerinden elde edilen
sonuçlarında WHI
çalışmasına benzer
olduğu görülmüştür. Yani
kalp hastalıkları
konusunda koruyucu bir
etkisi olmadığı, kemik
erimesini azalttığı ve
meme kanseri riskini
artırdığı görülmüştür.
İngiltere’deki
çalışmasında bu durumun
sadece belirli
preparatlarda değil
menopozda kullanılan
birçok preparat için
aynı olduğu görülmüştür.
Özellikle WHI çalışması
konusunda yapılan
eleştirilerde çalışmaya
alınan hastaların
yaşının oldukça
yüksek olduğu (63 yaş),
birçoğunda zaten kalp
hastalığı veya diabet
gibi bazı hastalıkların
tedavi öncesinde de
varolduğu, çalışmanın
erken sonlandırıldığı ve
çalışmayı bırakan hasta
sayısının fazla
olduğundan sözedilmiştir.
Menopozdan hemen sonra
hormon başlanması
durumunda sonuçların
daha değişik olabileceği
veya meme kanserindeki
artışın çok da
abartılacak düzeyde
olmadığı öne
sürülmüştür.
Sonuç olarak yeni
bulguların ışığında
hormon tedavisinin kalp
hastalıkları üzerinde
koruyucu etkisinin
olmadığını ve bu amaçla
kullanılamayacağını,
kemik erimesini
azalttığını, meme
kanseri riskini
artırdığını ve barsak
kanseri riskini
azalttığını
söyleyebiliriz. Ateş
basması, terleme ve
çarpıntı gibi yakınmalar
için en etkin tedavi
hormon replasmanıdır.
Yaşam kalitesi konusunda
kesin bir şey söylemek
mümkün değildir.
Şu anda birçok hekim
hormon tedavisi
önermemekte, bir grup
hekim hastaya göre
değerlendirme yapmakta
ve bir grup ise eskisi
gibi hormon tedavisine
devam etmektedir. Bütün
hekimler arasında ateş
basması ve terleme gibi
yakınmaları olan
hastalara kısa süreli
hormon verilmesi
konusunda görüşbirliği
bulunmaktadır.
Biz ne yapıyoruz?
-
Menopozdan hemen sonra
başvuran hastalara
tedavinin yarar ve
risklerini anlattıktan
sonra hormon
tedavisini öneriyorum
ve hasta kabul ederse
başlıyorum.
-
Meme kanseri açısından
genetik veya diğer
risk faktörleri olan
hastalarda tercihimi
başlamama yönünde
kullanıyorum. Ancak
ailesel meme kanseri
riski olan hastalarda
başlanmamasını
gerektirecek yeterli
veri bulunmamakta ve
hormon tedavisini
savunan görüş bu
hastalara
başlanmasında da bir
sakınca olmadığını öne
sürmektedir.
-
Menopozdan uzun süre
sonra gelen hastalarda
yine yarar ve riskleri
anlattıktan sonra
kararı hastaya
bırakıyorum.
-
Kemik erimesi
açısından risk grubu
içerisinde olan veya
kemik erimesi olan
hastalarda hormon
başlanmasını
öneriyorum.
-
Daha önce hormon
kullanan ve kullanım
süresi 5 yıldan uzun
olan hastalarda meme
kanseri riskini
belirttikten kanser
açısından daha az
riskli veya risksiz
kabul edilen hormon
preparatlarını
öneriyorum.
-
Ateş basması, terleme
ve çarpıntısı olan
hastalara hormon
öneriyorum.
-
Genel olarak en düşük
dozlu hormon
preparatını tercih
ediyorum.
-
Rahimi daha önce
alınan hastalarda
hormon kararını daha
rahat verebiliyorum.
Çünkü bu hastalara
sadece östrojen
veriyorum. Progesteron
verilmeden sadece
östrojen verilmesi
durumunda meme kanseri
riskinde önemli bir
artış izlenmemektedir.
-
Kalp-damar hastalığı,
hipertansiyon ve şeker
hastalığı gibi
sistemik hastalığı
olan hastalarda
tercihimi
başlamamaktan yana
kullanıyorum.
Sonuç olarak halen
hastaların büyük bir
bölümünde hormon
kullanımını öneriyorum.
Ancak meme kanseri
konusundaki en küçük
riskten bile sözedilmesi
hastaların büyük bir
bölümünün hormondan
uzaklaşmasına neden
olabilmektedir. Hormon
kullanmak istemeyen
hastalara da soya
tüketimi veya bitkisel
östrojen kullanımı
öneriyorum. Bitkisel
östrojenler konusundaki
en önemli sorun yeterli
çalışmanın
bulunmamasıdır.
28.07.2005 |