|
Özellikle
mikroenjeksiyonun
yeterli hayvan deneyi
olmadan insan üzerinde
uygulanması bu konudaki
tartışmaların daha yoğun
olmasına neden olmuştur.
Genel olarak tüp bebek
uygulamasının riskleri
uygulamaya bağlı ve
çocuk sahibi olmama
nedenlerine bağlı
potansiyel riskler
olarak iki grupta
incelenebilir:
-
Uygulamaya Bağlı
Potansiyel Riskler:
-
Ovarian
Hiperstimülasyon
Sendromu: Tüp bebek
uygulamaları
sırasında
yumurtalıkların
uyarılması için
verilen ilaçlar
bazen
yumurtalıkların çok
aşırı uyarılmasına
ve sonuç olarak
hiperstimülasyon adı
verilen tabloya
neden olabilir.
Genel olarak tüp
bebek uygulaması
sırasında hastaların
% 0.1-0.2’sinde bu
tablo
görülebilmektedir.
Özellikle polikistik
over sendromu olan,
zayıf ve genç
hastalarda bu risk
daha yüksektir.
Hafif formunda
sadece
yumurtalıklarda
büyüme gözlenirken,
şiddetli formunda
kanda pıhtılaşma
olması ve bunun
akciğerlere atması
gibi ciddi klinik
tablolar
görülebilmektedir.
-
Yumurtalık Kanseri:
Hastaların en çok
merak ettikleri
konuların başında bu
ilaçların ileride
kansere yol açıp
açmadığıdır. Aslında
yumurtalık
kanserinin oluşum
mekanizması
gözönünde
bulundurulduğunda
teorik olarak
kullanılan ilaçların
kanser riskini
artırabileceği
düşünülebilir. 1992
yılında yayınlanan
bir yazıda
kullanılan ilaçların
kanser riskini
artırdığı öne
sürülmüş ve bu
konuda büyük bir
sansasyona neden
olmuştur. Ancak daha
sonra yayınlanan bir
çok çalışmada böyle
bir risk artışı
olmadığı
görülmüştür. Bu grup
hastalarda kanser
riskindeki artışın
kullanılan ilaçlara
değil, çocuk
olmamasına neden
olan faktörlere ve
çocuk doğurmamaya
bağlı olduğu
düşünülmektedir.
-
Meme Kanseri: Yine
tedavi sırasında
artan hormon
düzeylerinin meme
kanseri riskini
artırabileceği
düşünülmüş, ancak
böyle bir ilişki
ortaya konamamıştır.
-
Yumurta Toplanması
İşlemine Bağlı
Riskler: Tüp bebek
uygulaması
aşamalarından birisi
olan yumurta toplama
sırasında bir iğne
ile genellikle
vajinal, nadiren
laparoskopik olarak
yumurtalıkların
içerisine girilerek
yumurtalıklar
toplanmaktadır. Bu
yapılan işlem
sırasında kanama ve
% 0.03-0.3 oranında
enfeksiyon
görülebilir.
-
Mikroenjeksiyon
işlemi sırasında
yumurtalığın
içerisine yabancı
bir madde geçişi
olabilir ve
oluşabilecek
embryonun genetik
yapısını bozabilir.
Ayrıca kültür
ortamındaki maddeler
de yumurtaların
içerisine girebilir.
Mikroenjeksiyon
sırasında
yumurtalarda
zedelenme
görülebilir.
-
Normalde
mitokondrial DNA
sadece anneden
bebeğe geçmekte ve
babadan gelen DNA
döllenme işlemi
sırasında
yokolmaktadır. Ancak
mikroenjeksiyon
uygulamasında teorik
olarak babadan da
mitokondrial DNA
geçişi olabilir ve
bu da klinik olarak
doğan bebeklerin
erken yaşlanmasına
neden olabilir.
Çocuk Olmamasına Neden
Olan Faktörlere Bağlı
Riskler
Çocuk sahibi olamama
nedenlerinin %
40-50’sini erkeğe
bağlı faktörler
oluşturmaktadır.
Sperm sayı, hareket
ve şeklinde bozukluk
olan hastalarda bu
bozukluğun şiddetine
bağlı olarak artan
oranlarda kromozom
bozuklukları veya
kromozomal olmayan
bazı bozukluklar
daha sık görülmekte
ve bunlarında
potansiyel olarak
bebeğe geçebileceği
düşünülmektedir.
Yapılan çalışmalarda
sperm parametreleri
normal olmayan
hastalarda kromozom
bozuklukları,
Y-kromozomunda
eksiklikler,
doğuştan tıkanıklığa
bağlı hiç spermi
olmayan grupta
kistik fibrozise yol
açan gen mutasyonu
ve erkeklik
hormonunun etkisine
direnç gibi bazı
bozuklukların daha
sık görüldüğü ve
bunları potansiyel
olarak bebeğe
geçebileceği
düşünülmüştür.
Bunların sonucunda
bebeklerde kistik
fibrozis, kromozomal
anomali ve doğacak
erkek çocuklarında
da kısırlık
olabileceği
düşünülebilir.
Mikroenjeksiyon
Uygulamasının Sonuçları:
Yukarıda belirttiğimiz
teorik riskler
mikroenjeksiyon
uygulanacak çiftlerde
bir stresse neden
olabilir. 1992 yılından
beri uygulanan
mikroenjeksiyon işlemi
sonucunda oluşan
gebeliklerde bu teorik
risklere ne ölçüde
rastlanmaktadır:
-
Doğum Sonuçları:
Bugüne kadar
yayınlanan vaka
serilerinde genel
olarak mikroenjeksiyon
bebeklerinde doğum
kilosunun daha düşük
olduğu görülmüştür.
-
Kromozomal
Bozukluklar: Daha önce
de sözettiğimiz gibi
sperm sayı, hareket ve
şekil bozukluğu olan
erkeklerde bazı
kromozom bozuklukları
daha sık görülmekte ve
bu bozuklukların
bebeğe de geçebileceği
düşünülmektedir.
Bugüne kadar
yayınlanan serilerde
mikroenjeksiyon
yöntemi sonrası oluşan
gebeliklerde özellikle
sex kromozomu
bozukluklarının daha
sık olduğu
görülmüştür. Bu konuda
yayınlanan yazılar
total olarak
değerlendirildiğinde
bu bebeklerde kromozom
bozukluklarına daha
sık rastlandığı ortaya
çıkmaktadır. Bu
bozukluklar uygulanan
yönteme değil, sperm
bozukuluklarına yol
açan nedenlerin bebeğe
de geçmesine
bağlanmaktadır. Ancak
kromozom
bozukluklarının oranı
normale göre daha
yüksek olmakla
birlikte endişe verici
boyutlarda değildir.
-
Doğuştan Gelen
Anomaliler: Bazı
yayınlarda
mikroenjeksiyon
sonrası doğan
bebeklerde doğuştan
anomalilerin daha sık
görüldüğü
belirtilmekle
birlikte, yayınların
büyük bir bölümünde
doğuştan anomalilerde
normal toplumla
karşılaştırıldığında
bir fark
bulunamamıştır.
Mikroenjeksiyona
alınan hastalar genel
olarak daha ileri yaş
grubunda oldukları
için zaten anomali
oranında hafif bir
artış beklenmektedir.
Ancak bu artış anlamlı
boyutlara
ulaşmamaktadır.
Sonuç
olarak mikroenjeksiyon
uygulaması sonrası doğan
bebeklerde doğum
kilosunda daha az
olabilmekte, sex-kromozomu
bozukluklarında hafif
bir artış görülebilmekte
ve doğumsal anomalilerde
önemli bir farklılık
izlenmemektedir.
Çocukların doğum sonrası
gelişimleri konusunda
birçok yayın bulunmasına
karsın bu konuda kesin
bir yargıya varmak için
henüz erken olduğu ve
zamana gereksinim olduğu
belirtilmektedir. |