|
Doğurmamış, kilolu ve
ailede myom öyküsü olan
kadınlarda myom görülme
olasılığı daha
yüksektir. Ayrıca bazı
ırklarda daha sık
görülmektedir. Gebelik,
sigara kullanımı, doğum
kontrol hapları ve 3
ayda bir yapılan
progesteron içeren doğum
kontrol iğneleri myom
sıklığını azaltmaktadır.
Myomlar genel olarak
östrojen-bağımlı
tümörler olarak kabul
edilmekle birlikte
hormonların myom oluşumu
veya büyüklüğü
üzerindeki etkisi
konusunda direk bir
neden-sonuç ilişkisi
yoktur. Bu nedenle hangi
hormonal bozukluğun myom
oluşumunu artırdığı veya
azalttığı konusunda
kesin bir bilgi
bulunmamaktadır.
Progesteron hormonunun
ve tam tersine bir
antiprogesteron olan RU-486’nın
myomu küçültmek için
kullanılması hormonal
etkideki karmaşıklığı
ortaya koymaktadır. Yani
myom oluşumunun kesin
olarak nedeni hala
bilinmemektedir.
Klinik Belirtiler
Anormal Kanama: Rahim
myomlarının en tipik
klinik belirtisi adet
kanamasının fazla
olmasıdır. Adet
kanamalarındaki bu artış
daha çok submüköz olarak
adlandırdığımız ve
rahimin iç tabakasına
yerleşen myomlarda daha
çok görülmektedir. Direk
olarak kas tabakasının
iç kısmına yerleşmiş
myomlarda da kanama
fazla olabilmekle
birlikte, dış tabakaya
yerleşen myomlarda
kanama bozuklukları çok
nadirdir.
Ağrı: Aslında
myomlu hastalarda ağrı
en sık belirtilerden
birisi olarak kabul
edilmekle birlikte,
gebelik sırasında myomda
dejenerasyon görülmesi
ve rahimin dış
tabakasına bir sapla
bağlı myomların sapı
etrafında dönmesi
dışında ağrı çok tipik
bir belirti değildir.
Karın alt bölgesinde
basınç ve dolgunluk
hissi
Myomun rahimde yerleşim
yerine bağlı olarak önde
mesaneye bası yapması
sonucunda idrar yolları
ile ilgili sorunlar ve
arkada barsaklara baskı
yapması sonucunda
kabızlık gibi sorunlar
ortaya çıkabilir.
Myom yerleşim yerine
bağlı olarak gebelik
oluşumunu engelleyebilir
veya gebelik sırasında
düşük, erken doğum ve
bebekte gelişme
geriliğine neden
olabilir. Myomların
tüplerin rahimden
çıktığı yerlere veya
rahim ağzına yerleşmesi
spermin doğum kanalından
ilerlemesine neden
olarak çocuk olmamasına
yol açabilir. Ayrıca
rahimin konturlarının
bozulması, rahim
kasılmalarında
değişiklik ve rahim iç
tabakasında sürekli kan
ve pıhtı olması
embryonun yerleşmesini
engelleyerek gebe
kalmayı engelleyebilir.
Genel olarak kısırlık
nedeniyle başvuran
hastaların % 5-10’unda
myoma rastlanırken,
hastaların ancak
%2-3’ünde kısırlığın tek
nedeni myomlardır.
Uzun süre adet
kanamalarının fazla
olmasına bağlı kansızlık
ortaya çıkabilir.
Kanser Olasılığı:
Genel olarak myomlarda
%0.5 oranında kanser
gelişim olasılığı olduğu
kabul edilmekle
birlikte, birçok
çalışmada bu oranın çok
daha düşük olduğu
görülmüştür.
Tedavi
Myomların büyük bir
kısmında tedaviye gerek
yoktur ve hastaların
klinik olarak ve
ultrason muayeneleri ile
izlemi yeterlidir.
Başlangıçta 1-2 ayda bir
ve daha sonra 3-6 aylık
aralıklarla hastaların
takibi yeterlidir. Genel
olarak hastanın
yakınması varsa
(özellikle tıbbi
tedaviye yanıt vermeyen
adet kanamalarında
artma, ağrı, büyüme,
çevre organlara baskı ve
başka bir neden
bulunmadığı halde çocuk
sahibi olamama) o zaman
tedaviye karar verilir.
Tedavi tıbbi ve cerrahi
olmak üzere iki grupta
incelenebilir:
Tıbbi Tedavi
Progestinler:
Progesteron hormonu
hipofizden
yumurtalıkları uyaran
hormonların salınımını
azaltarak ve myom
dokusunda direk olarak
östrojen etkisini bloke
ederek etki gösterir.
Ancak myomların
küçültülmesi için etkin
bir tedavi yöntemi
olarak kabul
edilmemektedir.
Gonadotropin-Releasing
Hormon Analogları:
Bu ilaçların 6 ay süre
ile kullanılması myom
boyutlarında %50’ye
yakın bir küçülmeye
neden olabilmektedir.
Ancak ilaç kesildiği
zaman yine 6 ay
içerisinde myom eski
boyutlarına
ulaşmaktadır. Bu nedenle
kesin tedavi yöntemi
olarak değil, diğer
tedavilere ek bir tedavi
yöntemi olarak
kullanılmaktadır. En çok
kullanıldığı yer
myomların cerrahi olarak
alınmasından önce
boyutlarının
küçültülerek ameliyatın
kolaylaştırılması ve kan
kaybının azaltılmasıdır.
Özellikle ameliyat
laparoskopik olarak
yapılmak isteniyor ve
myom boyutları çok
büyükse ameliyat öncesi
bu ilaçlar
kullanılabilir. Ayrıca
bu grup hastalarda uzun
süren aşırı kanamalara
bağlı olarak anemi
geliştiği için bu tedavi
ile aneminin düzelmesi
sağlanmaktadır. Çünkü
tedavi sırasında hasta
adet görmemekte ve
hastanın kan kaybı
olmamaktadır. Myomların
menopozdan sonra
kendiliğinden küçüldüğü
gözönünde
bulundurulduğunda,
menopoza çok yakın ve
myoma bağlı kanamaları
olan hastalarda menopoza
geçiş döneminde yine bu
ilaçlar kullanılabilir.
Gebe kalmak isteyen
hastalarda büyük myom
olması durumunda myomun
bu ilaçlarla küçültülüp,
daha sonra hemen aşılama
ve tüp tedavisi
uygulaması gibi tedavi
yöntemleri de denenmekle
birlikte, bu konuda
bilimsel bir veri
bulunmamaktadır.
GnRH’nın kemik
yoğunluğunu azaltıcı
etkisi nedeniyle
tedaviye östrojen ve
progesteron hormonları
eklenerek bu yan etki
önlenebilir.
RU-486 (Mifepristone):
Yapılan çalışmalarda 3
ayda myom boyutlarını %
50 oranında azalttığı
görülmüştür.
Danazol: GnRH
analoglarına daha az
etkilidir. Dört-altı ay
kullanıldığında myom
boyutlarında azalmaya
yol açttığı görülmüştür.
Kilo alımı, kıllanma ve
seste kalınlaşma gibi
yan etkilerinden dolayı
tercih edilmemektedir.
Raloxifene:
Hayvan çalışmalarında
myom boyutlarında
küçülmeye yol açtığı
gösterilmekle birlikte
bu konuda yeterli veri
bulunmamaktadır.
Cerrahi Tedavi
Laparoskopik Myomektomi:
Kas tabakası
içerisinde ve dış
tabakada bulunan myomlar
laparoskopik yolla da
alınabilir. Laparoskopik
cerrahinin en önemli
avantajları hastanede
kalış süresinin kısa ve
hastanın işine daha
erken dönmesidir. Ancak
myom ameliyatlarında
anestezi süresinin uzun
ve kanama miktarının
genel olarak daha fazla
olmasının gözönünde
bulundurulması gerekir.
Bu nedenle derin
yerleşimli myomlarda
laparoskopik cerrahi
tercih edilmemelidir.
Ayrıca cerrahın
laparoskopik yolla dikiş
koyma konusunda yeterli
bir deneyime sahip
olması gerekir. Çünkü
laparoskopik cerrahi
sonrası oluşan
gebeliklerde rahimde
yırtılma olguları
bildirilmektedir. Ayrıca
laparoskopide kullanılan
koter veya lazer normal
dokuda da zedelenmelere
yol açabilmektedir. Bazı
çalışmalarda
laparoskopik cerrahi
sonrası daha çok
yapışıklık
bildirilmiştir.
Laparotomi: Bu
yöntem karın açılarak
yapılan klasik ameliyat
şeklidir.
Histeroskopik Myomektomi:
Rahimin iç tabakasına
yerleşen ve 4 cm’den
küçük myomlarda
uygulanabilir. Ameliyat
öncesi GnRH analogları
kullanılması operasyonu
kolaylaştırır. Hasta
aynı gün eve
gönderilebilir.
Myom Embolizasyonu:
Son zamanlarda giderek
daha yaygın olarak
kullanılan bu yöntem
myomun kan akımının
bloke edilmesine
dayanmaktadır. Yapılan
çalışmalarda hastaların
%81-94’ünde kanamada
azalma; pelvik ağrı,
baskı hissi ve idrar
yakınmalarında ise
%64-96 oranında azalma
veya iyileşmeye yol
açtığı görülmüştür.
Kateterizasyonun iyi
yapılamması, myom kan
akımının tekrar eski
haline dönmesi veya
myomun başka bir
damardan (sıklıkla
yumurtalıkları besleyen
damarlardan) kan almaya
başlaması gibi
nedenlerle % 15 hastada
işlem başarısızlıkla
sonuçlanmaktadır.
Enfeksiyon, myomun rahim
dışına atılmasına bağlı
şiddetli ağrı,
yumurtalık harabiyetine
bağlı erken menopoz en
önemli
komplikasyonlardır.
Hastaların %1’inde
rahimin alınması zorunlu
hale gelmektedir.
Myolizis: Bu
laparoskopik olarak
myomun içerisine iğne
uçlarla girilerek koter
veya lazerle yakılması
işlemidir. Ancak
ameliyat sonrası
yapışıklık oranının
yüksek olduğu
gösterilmiştir. Dış
tabakadaki küçük çaplı
myomlarda tercih
edilmektedir.
Tedavi Seçimi:
Rahimin iç tabakasına
yerleşmiş ve 4 cm’den
küçük myomlarda
histeroskopik yöntem
seçilmelidir. Dış
tabakasına yerleşmiş ve
çok büyük olduğu için
alınması gereken
myomlarda,10 cm’lik
büyüklüğe kadar
laparoskopik yöntem
seçilmelidir. Rahimin
genel olarak büyük
olduğu hastalarda
embolizasyon tercih
edilmemelidir. Bunun
dışında diğer myomlarda
cerrahın deneyimine göre
laparotomi, laparoskopi
veya arteryel
embolizasyon
seçilebilir.
Tekrarlama Riski:
Genel olarak myom
alındıktan sonra 10 yıl
içerisinde tekrarlama
riski % 25 olarak kabul
edilmektedir. Bir
çalışmada 5 yıl sonunda
%43 gibi yüksek bir
oranda tekrarladığı
görülmüştür.. |