Bu sayfalarda Dr. Mustafa SÜTLAŞ'ın 2001-2002 yılında sitemizde yayınlanan ve daha sonra teknik sorunlar nedeni ile kaybettiğimiz

ve tekrar ulaşabildiğimiz yazıları yayınlanmaktadır.

 

BAŞLARKEN

"Köşe olmak”, “Dört köşe olmak”, “Köşe sahibi olmak”

Gündelik yaşamımızda sıkça kullandığımız ya da duyduğumuz sözcükler. Çok eskiden var mıydı, bilmiyorum. Kanımca son yirmi yılın dağarcığımıza soktuğu sözcükler bunlar.

Bu sözlerin söylendiği kişiler için koş olsa da bana hep olumsuz anlam yüklü sözler gibi gelir. O nedenle de uzak durur korkarım; köşe olmaktan, dört köşe olmaktan, köşe sahibi olmaktan.
 

 

 

reklam

Hayret Edeceksin: Öğrendikçe şaşıracak, şaşırdıkça öğrenmek isteyeceksin



Bunlardan ilkini pek de haketmeden, çok çaba sarfetmeden, kısa sürede zengin olanlar için kullanırız genellikle. İkincisi bir olay ya da şeyden dolayı çok keyifli –mutlu olmayı kapsar mı, emin değilim- olanlar için söylenir. Burada da bence bu iş dökülen emek değil de rastlantılar belirleyicidir. Üçüncüsünün ise gazeteler “medya” haline gelince ortaya çıkan bir sözcük olduğunu düşünmüşümdür. Bence bu sözcük herhangi bir medyada her gün-ya da belirli bir aralıkla- bir yazı yazar hale gelmeyi anlatıyor. Söyleyecek sözü var mı yok mu pek de üzerinde durulmadan hem de...

Yazanın yazarlığı, gazeteciliği, yeterliliği, yazdıklarının bir anlamı olup olmadığı pek tartışılmasa da bir gazetede bir köşe sahibi olmak önemli –meşhur mu diyelim- adam olmak ya da önemli bir iş yapmak olarak algılanıyor –algılatılıyor da diyebiliriz-.

Nedense bende her üç sözcük de hep aynı kişilerin durumunu ifade edermiş gibi gelir. Bana göre bir medyada “köşe sahibi” olanlar, önce “köşe” olurlar ve bundan dolayı da her zaman “dört köşe”dirler. Bu düşünceler nedeniyle olmalı, Ne köşe sahibi, ne dört köşe, ne de köşe olmak isterim. Bu hale gelmekten hem korkar, hem de kaçabildiğim kadar kaçarım.

Örneğin; Türkiye Gazeteciler Cemiyeti’nin her gün yayınladığı Bizim Gazete’de dört yılı aşkın zamandır bir “sağlık-tıp” sayfası hazırlıyorum. Belki birçoklarına “çok doğal” gelecek bir şeyi yapmadım, yapamadım; yani o sayfada kendime bir özel köşe ayırmadım. Baktığınızda her hafta perşembe günleri yayınlanan o sayfa da bir “doktorun yeri” köşesi olduğunu görebilirsiniz. Ama o köşenin bir tek sahibi yoktur. O yer herkese aittir ve bize ilişkin söyleyecek sözü olanlar tarafından kullanılır.

Yine 2 yılı aşkın zamandır Yön FM adlı radyoda iki arkadaşımla birlikte her Salı günü yaptığımız “merhaba acil” adlı sağlık programında bana ya da herhangi birimize ait özel bir bölüm, köşe yoktur. O iki saatlik programda da söyleyecek sözü, iletecek mesajı olan herkes o mikrofonu kullanabilir.

Kimisine kıyısından köşesinden katıldığım, kimisinde sahibi olduğum birkaç periyodik yayın organında hep aynı tavrı sürdürdüğümü söyleyebilirim. Bir “köşe sahibi” olmaktan olabildiğince kaçındım.

Çünkü kanımca “köşe sahibi” olmak bir mülkiyet ilişkisini ifade ediyor. Bence bir şeyin kullanıcısı olmakla ona sahip olmak arasında çok fark var. Ben daima ilkini seçmeye çalıştım ve bunu savundum. İnsanlar arasındaki ilişkide sonradan ortaya çıkan mülkiyet kavramı bence insan olmanın doğasına aykırı ve günün birinde de insanların gündeminden çıkarak, insanlık tarihinin yaprakları arasına yerleşecek.

Bu uzun girişi neden yaptım?

Neden bir “söylev”e dönüşen bu sözleri söyledim?

Bu yazının yer aldığı internet sayfalarının hazırlayıcısı Dr. Hakan Keskin “bizim sayfalarımızda yazar mısın” sorusunun yer aldığı elektronik iletisini gönderince bundan mutlu olmakla birlikte; web sayfası bile olsa bir yerde özel bir köşesi olmak, yukarıda anlattığım düşüncelerim nedeniyle beni rahatsız etti. Yanıt vermem gereken kısa süre içinde kafamda konuya yoğunlaştım ve kendimle uzun uzun tartıştım. Peki neden buna “olur” diyerek, hiç istemediğim halde bir “köşe sahibi” olmayı kabullendim?

Yanıtı aslında yukarıda: İlkin bir web de bir köşesi olmak bir mülkiyet ilişkisi ortaya çıkarmıyor. Çünkü somut değil. Sıkça kullanılan bir deyişle sanal. O nedenle bir webde bir köşesi olanın aslında bir şeyi olmuyor –web sayfam da var ama değil köşe sayfaya sahip olunca da bir şey olmuyor, sadece insanların sizden ve yaptıklarınızdan haberdar olmasını sağlıyor-

İkincisi o yerde yazılacakların ne olacağıyla ilgili düşüncelerim. Yani o köşenin içeriği ne olacak sorusunun yanıtı. Bu soruyu da “Ben orada tıpkı gazetede ve radyo programında yaptığımı yapabilirim. Bir tür aktarıcı, kolaylaştırıcı olabilirim. Gündemimizdeki ve güncelimizdeki konulara ilişkin bilebildiğim ve görebildiğimce onların kolay görünmeyen yanlarını göz önüne koyarak tartışma noktalarını işaret edebilirim, bu tartışmalarla ilgili olarak çevremdekilerin, sizlerin, diğer insanların görüş ve düşüncelerini aktarabilirim. Bir tür yönlendiricilikle bazı soruları ortaya atma işlevi üstlenerek bir tür forum yaratabilirim.” şeklinde yanıtladım. Çünkü kanımca internet ortamı iletişim için sağladığı olanaklar nedeniyle bu işe en uygun ortam.

Bu noktalar kafamda yaptığım tartışmada somutlaşınca “olur” dedim ve sonuçta şimdi okuduğunuz bu sayfa ortaya çıktı.

Şimdi ben bu olanağı değerlendirmek istiyorum. Kuşkusuz bu söylediklerimi tek başıma yapma olanağım yok. Her şeyden önce siz okurlar başta olmak üzere ulaşabildiğim herkesin katkısı ve desteği gerekiyor. Belki bazılarının aklına gelen “Ne kadar sürecek” sorusuna yanıtı da aslında bu katkı ve destek belirleyecek.

Yine “ne sıklıkla” sorusuna da yönetmenimizin şimdilik verdiği yanıt olan “haftada bir”i becerebilirsem gerçekleştirmeye çalışacağım.

İçeriğinin ne olacağına yukarıda değindim ama bir kez daha altını çizeyim: Bizlerin yani hekimlerin gündemi ve güncelini ele almaya çalışacağım. Ancak bunu yaparken, emekten ve insandan yana bir yaklaşımı yeğlemeye gayret edeceğim. Dolayısıyla gündem ve güncelin içinden seçtiklerim daha çok bu noktalarda odaklaşacak. Daha çok aykırı, muhalif bir üslubun egemen olacağını da söyleyebilirim. Ancak deştiğimiz sorunlara çözümler de bulmak da işimiz olacak. Tartıştıklarımız belki bir çoğumuzu bazen rahatsız edecek, ama bu rahatsızlığın da canlıların biyolojik işlevlerinin gereği gerçekleştirdikleri tepkilerinin ortaya çıkarması bizleri mutlu edecek.Bu sayılanları ne oranda yapıp yapamadığımızı zaman gösterecek.

Şimdilik “İyiye, güzele ve doğruya” diyelim....

01.01.2001

 

 BİR SÖZ
Yaptıklarımız kadar yapmadıklarımızdan da sorumluyuz.

Rousseau
 
 BİR FIKRA
Günlerden bir gün bir baba ve zengin ailesi oğlunu köye götürdü. Bu yolculuğun tek amacı vardı, insanların ne kadar fakir olabileceklerini oğluna göstermek. Oldukça yoksul, ürettiğiyle ancak yaşayabilen, ancak mutlu bir ailenin evinde bir gece ve gün geçirdiler.

Yolculuktan döndüklerinde baba oğluna sordu,

-“İnsanların ne kadar yoksul olabildiklerini gördün mü?”

-“Evet!”

- “Ne öğrendin peki?”

Oğlu yanıt verdi,

-“Şunu gördüm: bizim evde bir köpeğimiz var, onlarınsa dört. Bizim bahçenin ortasına kadar uzanan bir havuzumuz var, onlarınsa evlerinin yanında sonunu göremediğim bir dereleri. Bizim bahçemizde ithal lambalar var, onlarınsa yıldızları. Bizim görüş alanımız on avluya kadar, onlarsa bütün bir ufku görüyorlar.”

Oğlu sözünü bitirdiğinde babası söyleyecek bir şey bulamadı. Oğlu ekledi,

- “Teşekkürler, baba, zenginliğin ne olduğunu gösterdiğin için!”
 
 
 BİR ŞİİR
GÖNÜL ÇALAN


yirmi yıl önce

bir gönül çaldı
cürm-ü meşhut oldu
derdest ettiler
iki tanık
“gördük” dedi
siyah cübbeli biri
“yaz kızım” demedi
aldı eline kalemi
kendi yazdı
önündeki kocaman karakaplı deftere
kalemini kırmadı
ayağa kalktı
herkes ayağa kalktı
“müebbet” dedi
bir alkış koptu
götürdüler

yirmi yıl sonra

siyah cübbeli biri
“iyi halden” dedi
"tahliye" dedi
iki tanık
"doğrudur" dedi
boşandılar

yirmi yıl sonra

huylu huyundan vazgeçmez
yine gönül çalıyor
ama öğrendi artık
çaktırmıyor
ne bir kanıt
ne bir tanık
bırakmıyor
bir o biliyor
gönül çaldığını
bir gönül biliyor
çalındığını

yirmi yıl sonra

torbası gönül dolu
bir yalnız adam o
özgür yaşıyor
hayat bu be!
insan alışıyor
 

22.09.2000
 

 

Dr.Mustafa SÜTLAŞ


>>Mutsuz Olabiliriz Ama Umutsuz Asla
 


 
Menu

Bacak Estetiği  
Tüp Bebek-Bülent Tıraş  

 

 

 

 

 

Yeniler
 

Resveratrol ve Yaşa Bağlı Unutkanlık

Obezite tedavisi için ilk elektronik cihaz FDA onayı aldı

 Hayret Edeceksin
Parmaklarımızda kas varmıdır? Parmaklarımızda kas var mıdır?
Parmaklarımız ıslanınca neden buruşur? Parmaklarımız ıslanınca neden buruşur?
Yenilenen Vücudumuz Yenilenen Vücudumuz
 

 Yeni Konular

Dünya Doğum Kusurları Günü

Dünya Doğum Kusurları Günü

B Grubu Streptokok Enfeksiyonları

Meditasyonun Tıbbi Faydaları

Ateşli Havale (Febril konvülziyon)

 

 

 

 

Yeni Sayfa 1

 

Anestezi Çok Okunanlar
Tıbbi Bitkiler Çok Okunanlar

ALIÇ: Doğal Kalp Damar Destekleyici

Yabani olarak derelere bakan yamaçlarda, kayalık, taşlık yerlerdeki çalılıklar içinde, ormanlarda ya da dağlık çevrelerde rastlanabilen, dikenli, kışın yapraklarını döken ağaç ya da ağaçcık türü bir bitkidir.

Echinacea

Son zamanlarda Amerika ve Avrupa'nın en çok satan tıbbi bitkisi olan echinacea bağışıklık sistemini güçlendirir. Beyaz kan hücrelerinin (makrofaj ve lenfositler) üretim ve faaliyetini arttırır

Isırgan Otu:Urtica Dioica

Isırgan otu her iki yarım kürenin de ılıman kesimlerinde sıkça bulunan ve doğal ortamlarda yetişebilen yabani bir bitkidir.

Sarı Kantaron :St.John's Wort

Yayılma yeri olan Almanyada bitkisel tedaviyi seven doktorlar tarafından ılımlı depresyonlarda birtakım tanınmış antidepressanlardan daha fazla önerilmektedir.

      

alt

Gizlilik   l   Kullanım  l   İletişim  l   Reklam

© 1999-2014 www.populermedikal.com

 

Facebook'ta takip et        Twitter'da takip et       

 

DİĞER SİTELERİMİZ

Tıp Rehberi

Sağlığınız

Hayret Edeceksin

Bilim Club

Hayret Edeceksin TV