Bu sayfalarda Dr. Mustafa SÜTLAŞ'ın 2001-2002 yılında sitemizde yayınlanan ve daha sonra teknik sorunlar nedeni ile kaybettiğimiz

ve tekrar ulaşabildiğimiz yazıları yayınlanmaktadır.

 

TRAFİK KAZALARI VE HEKİMLER!...

 

İnsanı ve insan sağlığını ilgilendiren her konu biz hekimlerin görev alanı içinde sayılır. Olumsuz çevre koşulları başta olmak üzere; insanların sağlığını doğrudan etkileyen bir çok olumsuzlukla ilgili olarak hekimlerin doğruları ve yanlışları işaret etmeleri, gerekli önlemleri belirtmeleri, dahası bu doğrultuda örneğin “Çevre İçin Hekimler Derneği”, “Nükleer Savaşa Karşı Hekimler Derneği” gibi özel örgütlenmeler ve yapılanmalar içinde olmaları ya da bunları oluşturmaları hepimizin bildiği, yaşadığı somut olgulardır. Aslında bir açıdan bunları hekimlerin görevleri arasında da saymak mümkündür. Çünkü bunların yaşam ve sağlıkla ilişki ve etkileşimi en iyi şekilde sağlık ve tıp bilgisiyle ortaya konulabilmektedir. 

 

 

reklam

Hayret Edeceksin: Öğrendikçe şaşıracak, şaşırdıkça öğrenmek isteyeceksin


Ülkemizi ve ülkemiz insanını dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde yaşayan insanlara göre daha fazla tehdit eden sağlığını ve yaşamını olumsuz etkileyen olaylardan birisi de trafik kazalarıdır. Her yıl 15 bin’e yakın insanın yaşamını yitirdiği dorudan ya da dolaylı olarak yüzbin kişiye yakın insanın da sağlığını şöyle ya da böyle etkileyen trafik kazaları önemli ve ciddi hatta bir anlamda “epidemiyolojik” sayacağımız sağlık sorunları arasındadır.

Bu yakıcı sorun için genellikle yapılan ise kısa süre önce tanık olduğumuz gibi trafik cezalarını çok arttırmak, olaylara doğrudan etki etmeyecek yasak ve kısıtlamalar getirmek, pratikte uygulanmayan yazılı kararlar almak, kodlar düzenlemek dışında bir şey değildir. Bugün geçerli olan yüksek rakamlı cezalar adeta, trafik kazaları ve sonuçlarını önlemekten çok, bir vergi olarak devletin ekonomik açığını kapatacak yollardan biri olarak düşünülmektedir. Örneğin son alınan bir kararla uygulamaya konulan anayollardaki dükkanlarda içki satışının yasaklanması da yetersiz bir önlemdir. Çünkü araç kullanırken alkol almayı düşünecek bir sürücü, bu gereksinimini ya yine çoğu ana yollara yakın büyük marketlerden satın alarak, ya gereksinme duyduğunda yol üzerindeki herhangi bir yerleşim yerine saparak, ya da daha yola çıkmadan arabasının bagajına atarak yola hazır olarak çıkarak karşılama yoluna gidecektir. Sonuçta içkiyi satmamak, alkol alarak araba kullanmayı önleyemeyecektir. Sorun bunu yapmayacak bir şekilde eğitilen sürücülerin araç kullanmasını sağlayarak, ya da böyle durumu rastlantıyla değil gerçekten önleyici kontrollerle saptayacak yolların bulunmasıyla çözülebilecektir.

Tarfik kazalarının azaltılmasıyla ilgili olarak önerilen ve uygulamaya konulan yaklaşımların çoğunluğu, tıpkı Avrupa Birliği’ne katılmak için ülke içinde sürücü belgesine sahip kişi sayısının artırılması gibi çok eksik, yanlı ve yanlış tutumlardan kaynaklanmaktadır. Ne acıdır ki yöneticilerimiz insan yaşamını hiçe sayarak, rant ve para uğruna insanın değerini göz ardı ederek bu tür çözümler ve öneriler getirebilmekte ve uygulamaya koyabilmektedirler.

Bugün biz hekimler ve sağlıkçılar ise genellikle trafik kazalarının sonuçlarıyla uğraşmak zorunda kalıyoruz. Oysa bu konuda da doğrudan bizim çözmemiz gereken ciddi sorunlar vardır. İlk yardım ve acil müdahale konusunda gerek sağlık hizmeti verenlerin, gerek topluma hizmetle yükümlü kamu görevlilerinin, gerekse vatandaşın eğitimleri ve uygulama becerileri eksiktir. Bu eksiklikleri tamamlamak yanında, sağlık kuruluşlarındaki acil birimlerin sayılarının ve kapasitelerinin arttırılması,alt yapı ve bilgi donanımı olarak yetkinleştirilmesi, yaralıların tespit ve ulaşımının yeterince hızlı biçimde yapılmasının sağlanması önümüzde duran henüz yeterince etkin bir şekilde yerine getirilmemiş görevlerimiz arasındadır.

Hekimliğin temel ilkesi herhangi bir sağlık sorununu tedavi etmekten daha çok onu önlemek için birşeyler yapmaktır. Trafik kazaları konusunda ise genellikle görevimizin bu bölümünü yerine getirme olanağından yoksunmuşuz gibi davranıyoruz. Şimdi sizlerin “ne yani hekimler, hekimliği bırakıp trafik polisliğine mi soyunsun!” dediğini duyar gibiyim. Belki bu da yapmamız gerekenlerden birisi, ama bundan daha önemlisi bu kazaları önlemek için biraz daha fazla yoğun araştırma ve çalışma yapmak, elde edilen sonuçlar üzerinden yapılması gerekenleri ve çözümleri sıralamak, daha yüksek sesle dile getirmek dahası bir anlamda sorunu doğrudan yaşayan bir kesim olarak bu noktalarda daha çok görev talep etmek, yapılanları daha yakından izlemek gibi daha önde gelen görevlerimize gözümüzü kapatamayız.

Ülkemizdeki teknik üniversitelerin bu alana yönelik eğitim ve araştırma yapan birim ve bölümleri vardır. Bu bölümlerde benim aşağıda belirteceğim düşüncelerin daha doğru ve daha bilimsel ifadeyle ortaya konulduğu çalışmaların olması da muhakkaktır. Ama yine de her yıl bu sorunu giderek artan biçimde yaşamamız, onların bu konuda ya az şey yapmaları ya da önerilerinin dikkate alınmadığı biçiminde yorumlanabilir. O halde görevin bir bölümü yapılmış olsa da sorunu çözmeye yarayacak “birlik ve gücün yaratılması” noktasında bir eksiklik olduğu açıktır. O zaman bunun yapılması gereklidir; yani trafik kazalarından doğrudan ya da dolaylı olarak etkilenen kesimler olarak bir an önce el ve işbirliği yapmalıyız.

Neler yapılabilir?

Trafik kazalarında en önemli etkenlerden birisi sürücüdür. İnsanların çağdaş bir ulaşım aracından yararlanmaları ve bunu kullanma istekleri doğaldır. Günümüzde yeğlenen ekonomik sistemlerin bir gereği olarak çok sayıda kişinin bireysel ulaşım araçlarına ve bunu kullanacak bilgi birikimiyle “ehliyet”(yeterliliğe)’e sahip olmaları da kişisel olarak pek hoş karşılamasam da özendirilen bir durumdur. Erkek çocuklar da daha erken olmak üzere toplumun yetişen tüm bireylerinde bu yönde bir özendirme ve istek olduğu açıktır. Çoğu zaman bu doğrudan yönlendirme sonucu yaratılan bir durumdur. Oysa tüm insanların ya da her isteyenin, bir ulaşım aracını sürebilecek durum ve kapasitede olduğunu bir hekim olarak söyleyebilmek güçtür. Başta insanın kültürel alt yapısı ve alışkanlıkları olmak üzere bir çok bireysel özelliği ve bedensel-ruhsal sınırlılıkları bunu yapabilmeyi engellemektedir.

Ne iyi ki ülkemizde geçerli yasalar, araç kullanacak insanların bedensel ve psikolojik değerlendirmeleri noktasında hekimlere bir görev yüklemiştir. Bu görevin tam anlamıyla yerine getirilmesi konusunda çok yanlı sıkıntılar olduğunu başta biz hekimler olmak üzere toplumun bir kesimi yakından bilmektedir. Öncelikle uygulama biçiminde sorunlar vardır ve bu görevin nasıl yapıldığı, yeterli ve gerçek bir değerlendirme yapılıp yapılmadığı konusunda yeterli bir denetim söz konusu değildir. Diğer yandan aslında bu değerlendirmenin nasıl yapılması gerektiği konusunda somut ve bilimsel protokoller olmadığı da açıktır. Birçok hekim kendi bilgi ve değerlendirmesine, duyarlılığına göre bu muayene işlemlerini yapmaktadır. Açıkça ifade edelim ki sürücü belgesi alınması için getirilen özel kurslar sisteminde birçok kurs sahibinin anlaştığı hekimler ve sağlık kurumları bunu gerçek bir muayene söz konusu olmadan yapmaktadırlar ve bu yaptıkları tümüyle denetim dışında işlemlerdir. Ancak bir şikayet halinde işleyen yetersiz bir denetim sisteminin olması en büyük güçlüklerden birisidir.

Bu ortamda hekimlerin yapması gerekenler; sürücü olacak insanlar için fiziksel ve psikolojik yönden durumu ve kapasiteyi belirlemeye yetecek bir muayene protokolünün ortaya koymak, bunun eğitimini yapmak, sürücü olacakları muayene edecek hekimlerin bu eğitimden geçmelerini sağlamak, bu muayene sisteminin denetimini ve izlemesini yapacak bir sistemi oluşturmak biçiminde sıralanabilir. Günümüzde bunu yapabilecek tek kurum da şu anda hekimlerin meslek örgütleri yani tabip odalarıdır. Bununla birlikte örneğin gelecekte kurulacak; “Sürücü Muayenesi Yapan Hekimler Derneği” gibi uzman bir özel hekim örgütlenmesi de oluşmalı ve bu konuda görev talebinde bulunmalıdır.

Hemen ekleyelim ki bu sağlık ve kapasite muayenenin sadece sürücü belgesi verilmesi sırasında yaşam boyu “bir kez” yapılması da halen sürdürülen önemli yanlışlardan birisidir. Çünkü insanların sağlığı ve kapasiteleri sürekli değişebilmekte, yaşlanma dahil bazı hastalıklarla sağlık durumu ve kapasite doğrudan etkilenebilmektedir. O halde yapılması gereken işlerden birisi de bu muayenelerin önce belirli bir periyodiklikle yapılmasını sağlamak, sonra da arada gerekli durumlarda yinelenmesini istemektir. Örneğin bir trafik kazasında sadece alkol muayenesi yapmak kanımca yeterli değildir. Bunun bir bağımlılık durumunda olup olmadığının, başka bir sağlık sorunu nedeniyle ortaya çıkardığı riskin tıbbi olarak değerlendirilmesi gereklidir. Bir kaza ya da trafik kuralı ihlali yapan bir sürücü; sağlık yönünden yeni bir kontrolden geçmeden yeniden aracın başına sürücü olarak geçmemelidir. Bu belki de, kazaları önleyecek, insanların kural ihlali yapmalarını önleyecek, onları yanlışları yapmaktan caydıracak ve daha dikkatli ve özenli olmaya yöneltecek en önemli önlemlerden birisi olabilir.

Belgelendirilmeli...

Yapılması gereken işlerden bir diğeri trafik kazalarının çok iyi bir şekilde belgelendirilmesidir. Bugünkü teknolojik olanaklarla ve bilgi işlem teknolojisiyle bunu yapmak çok kolay olduğu gibi elde edilecek bilginin trafik olayıyla ilgili üretim ve hizmetlerle uğraşan sektörler açısından da çok değerli bir bilgi kaynağı yaratması mümkündür.

Bu belgelendirme işlemi sırasında; kazaların olduğu yerler, oluş biçimleri, kazalarda etken olan faktörlerin somut, nesnel ve bilimsel olarak ortaya konulması gereklidir. Bu saptamalardan yola çıkarak, sürücü belgesi veren kursların eksiklikleri ortaya konulabilir ve bu yönde denetimleri sağlanabilir. Belgelendirme işlemi ayrıca kazalara doğrudan karışan kişilerin sağlıkla ilgili muayenelerinin yeterli ve doğru bir biçimde yapılıp yapılmadığını belirlemek açısından bu bir denetim sistemi meydana getirebilir. Kişinin sağlık ve kapasite muayenesi gerçekten ve doğru bir şekilde yapılmış mı, temel bilgileri almış mı vb. soruların yanıtları bu belgelendirme işlemi sırasında ortaya konulabilir. Böylelikle sürücü belgesi veren özel kuruluşlarla bu işlemde rol oynayan kişi ve yapıların bir anlamda dolaylı denetimi sağlanmış olur. Örneğin hep aynı kurstan belge alan sürücülerde kazaların daha fazla olması o kursların da doğrudan denetimine yol açabilir.

Benzer olarak; araçların durum ve niteliklerinin saptanması da bu değerlendirmenin önemli unsurlarından birisi olmalıdır. Tıpkı kazayı yapan insanlar gibi araçlar ve onların durumları ve mekanik parçaları da bağımsız teknik merkezlerce –bunlar üniversiteler ya da bölümleri olabilir- her yönden çok iyi bir şekilde değerlendirilmeli, eksiklikleri ve yetersizlikleri ortaya konulmalıdır. Böylelikle geri teknolojiyle, yetersiz malzemeyle, yalnız para kazanmak için üretilen geri teknoloji ürünü araçların karayollarına sürülmesi de önlenmiş olacaktır.

Belgelendirme çalışmasında kaza yerlerinin doğru bir biçimde kaydedilmesi aslında halen bilinen “kara nokta”, “ölüm noktası” nitelendirmesiyle anılan yerlerin trafik durum ve alt yapılarının geliştirilmeleri, gerekirse değiştirilmeleri ve bu özelliğe sahip bir yer olmaktan çıkarılması açısından da önemli bir uyarı görevi sağlayacaktır. Bu yerlerin trafiklerinde bazı değişiklilerin yapılarak kazaların önlenmesi olasıdır. Alt yapıda hiçbir değişiklik yapılmasa bile, bu noktaların yaklaşma bölgelerine konulacak tabelalar, uyarı ve işaretlerin sürücüleri daha dikkatli olmaya yönlendirebileceği bilimsel çalışmalarla ortaya konulmuştur.

Ülkemizde yine yeğlenen ekonomik modelin bir yansıması olarak toplu ulaşımda karayolları temel alınmıştır. Bu seçim aslında yöneticileri seçimlerinin gereklerini yerine getirme göreviyle yükümlü kılmaktadır. Ulaşımda karayolonu yeğlemiş çağdaş bir ülkenin yeterli bir karayolu altyapısı olması “olmazsa olmaz” bir zorunluluktur. Belirli güzergahlarda geniş, gelişmiş ülkelerde olanlara benzer otobanlar yaparak bu görevi yerine getirmiş olamayız. Karayolu en küçük köyünden metropolüne kadar tüm ülkede seçilen bir ulaşım biçimidir. Dolayısıyla her yerde “asgari” gerekirliklerin yerine getirilmesi zorunludur. Bu nedenle önce karayolu altyapısının iyileştirilmesi bir kamu hizmeti olarak devlet tarafından sağlanmalı ve tüm vatandaşlarla bir hak olarak görülüp talep edilmelidir.

Bu yapılırken kazalara sık olarak yol açan sollamayla ilgili hataların önüne geçilmesi için gerekli düzelmelerin yapılması bir görevdir. Toplumun temel ihtiyaçlarının naklinde ağır tonajlı kara araçlarının kullanılması, bunların düşük hızda seyretme zorunlulukları, biri geliş, biri gidiş olmak üzere iki şeridi olan karayollarında ulaşımı kilitleyebilmekte, bir çok sürücüyü adeta hatalı sollama yapmaya zorlamaktadır. Bunun bir tek çözümü vardır: Yollardaki şerit sayısını arttırmak. Tüm yolları ikisi gidiş ikisi geliş olmak üzere en az dört şeride çıkartacak kaynaklardan yoksunsak yapılması gereken yollara bir de “sollama-geçiş” şeridinin eklenmesidir. Eğer bu da ekonomik kaynaklar açısından olanaksızsa, kaynakların yeterli olduğu minimum uzaklıklarla yollara birer “sollama-geçiş bölümü” konulması sağlanmalıdır. Bu bölgelerin iki yanına doğru belirli uzaklıklarla konulacak; “geçiş bölgesine ... km. kaldı, sollamak için acele etmeyiniz” biçimindeki uyarı levhaları insanları hata yapmaktan vazgeçirecek, bu nedenle olacak kazaları en aza indirecek ve aslında kolaylıkla uygulanacak önlemlerden birisidir.

Sonuç yerine

Toplumda insana hizmet eden her şeyin önce insan için ve biz hekimlerin temel felsefemiz olan “öncelikle zarar vermeme” ilkesi doğrultusunda düzenlenmesi gereklidir. Bu gerekirliğin sadece ortaya konulması ve işaret edilmesi de yetmez. Sivil ve sosyal baskı araç ve yöntemlerini kullanarak bunların gerçekleştirilmesi doğrultusunda zorlayıcı olmak, görev düşen yerde de bu görevin gereğini yerine getirmek hepimizin sorumluluğundadır. Sorunlarımızdan yalnız yakınarak kurtulamayız. Onların çözümü için de doğruları söylemek, işaret etmek de yetmez. Birer hekim ama daha önce birer yurttaş olarak üzerimize düşen tüm görevleri yerine getirmeliyiz. En çok yapmamız gerekenleri en öne koyarak hem de...

Haftaya buluşma dileğiyle.

 

12 Mart 2001
 



 

 

 BİR SÖZ
“Kötümser yalnız tüneli görür. İyimser tünelin sonundaki ışığı görür. Gerçekçi tünelle birlikte ışığı, hem de gelecek treni görür.” J. HARRİS
 
 
 BİR ÖYKÜ

 Çocuk ve çiviler
 

Sokrates anlatır:
"Babası çocuğuna bir torba çivi ve bir kapak verir ve ona her sabrını tutamayıp birinin kalbini kırdığında kapağın arkasına bir çivi çakmasını söyler.
İlk gün çocuk kapağın arkasına tam 37 çivi çakar. Haftalar ilerledikçe çocuk kontrol etmeyi öğrenir ve daha az çivi çakmaya başlar. Daha sonraları ise kendini kontrol etmenin gidip kapağa çivi çakmaktan daha kolay olduğunun farkına varır. Hiç çivi çakmadığı ilk günün sonunda durumu babasına bildirir. Bu defa babası, çocuğa kendini kontrol edip kimsenin kalbini kırmadığı günün sonunda daha önce çaktığı çivilerden birini sökmesini söyler. Aradan günler geçer ve son çivi söküldüğünde çocuk durumu yine babasına bildirir. Babası çocuğu elinden tutar ve kapağı göstererek şöyle der :
-"Bak oğlum kendini kontrol altına almak için çok çalıştın, fakat kapağın üzerindeki tüm deliklere bir bak. Hiçbir zaman eskisi gibi olmayacaklar. İnsan kalbi için de durum böyledir. Her sabırsızlığında karşındakilerde de böyle yaralar oluşur. Ne kadar özür dilersen dile o yara daima orada duracaktır. Sözlü bir saldırı da en az fiziksel saldırı kadar yaralayıcıdır. Arkadaşlar mutluluktur, bizi güldürürler, başarı için cesaretlendirirler, bize dikkatli bir kulak sunarlar ve her zaman kalplerini bize açmaya hazırdırlar."

 

 
 BİR ŞİİR


Tüm kadınların “8 Mart Dünya Kadınlar Günü”nü

sevgi, dostluk ve dayanışma duygularıyla kutlarım.

VE KADINLARIMIZ


Ve kadınlarımız

Ve kadınlar,
bizim kadınlarımız :
korkunç ve mübarek elleri,
ince, küçük çeneleri, kocaman gözleriyle
anamız, avradımız, yârimiz
ve sanki hiç yaşamamış gibi ölen
ve soframızdaki yeri
öküzümüzden sonra gelen
ve dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız
ve ekinde, tütünde, odunda ve pazardaki
ve karasabana koşulan
ve ağıllarda
ışıltısında yere saplı bıçakların
oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan
kadınlar,
bizim
kadınlarımız şimdi ayın altında
kağnıların ve hartuçların peşinde
harman yerine kehribar başaklı sap çeker gibi
aynı yürek ferahlığı,
aynı yorgun alışkanlık içindeydiler.
Ve on beşlik şarapnelin çeliğinde
ince boyunlu çocuklar uyuyordu.
Ve ayın altında kağnılar
yürüyordu Akşehir üstünden Afyon'a doğru. Şiir metni

Nazım HİKMET
Memleketimden İnsan Manzaraları


 
 

Dr.Mustafa SÜTLAŞ

 

<<İstenirse Yapılır   >>Şiddet Şimdi mi Ortaya Çıktı?
 

Menu

Bacak Estetiği  
Tüp Bebek-Bülent Tıraş  

 

 

 

 

Yeniler

 Mutlaka Okuyun

 Hayret Edeceksin
Parmaklarımızda kas varmıdır? Parmaklarımızda kas var mıdır?
Parmaklarımız ıslanınca neden buruşur? Parmaklarımız ıslanınca neden buruşur?
Yenilenen Vücudumuz Yenilenen Vücudumuz
 

 Yeni Konular

Kampilobakter Enfeksiyonları

Aileniz Yeterince Uyuyor mu?

 

 

 

 

Yeni Sayfa 1

 

Anestezi Çok Okunanlar
Tıbbi Bitkiler Çok Okunanlar

ALIÇ: Doğal Kalp Damar Destekleyici

Yabani olarak derelere bakan yamaçlarda, kayalık, taşlık yerlerdeki çalılıklar içinde, ormanlarda ya da dağlık çevrelerde rastlanabilen, dikenli, kışın yapraklarını döken ağaç ya da ağaçcık türü bir bitkidir.

Echinacea

Son zamanlarda Amerika ve Avrupa'nın en çok satan tıbbi bitkisi olan echinacea bağışıklık sistemini güçlendirir. Beyaz kan hücrelerinin (makrofaj ve lenfositler) üretim ve faaliyetini arttırır

Isırgan Otu:Urtica Dioica

Isırgan otu her iki yarım kürenin de ılıman kesimlerinde sıkça bulunan ve doğal ortamlarda yetişebilen yabani bir bitkidir.

Sarı Kantaron :St.John's Wort

Yayılma yeri olan Almanyada bitkisel tedaviyi seven doktorlar tarafından ılımlı depresyonlarda birtakım tanınmış antidepressanlardan daha fazla önerilmektedir.

      

alt

Gizlilik   l   Kullanım  l   İletişim  l   Reklam

© 1999-2014 www.populermedikal.com

 

Facebook'ta takip et        Twitter'da takip et       

 

DİĞER SİTELERİMİZ

Tıp Rehberi

Sağlığınız

Hayret Edeceksin

Bilim Club

Hayret Edeceksin TV