Bu sayfalarda Dr. Mustafa SÜTLAŞ'ın 2001-2002 yılında sitemizde yayınlanan ve daha sonra teknik sorunlar nedeni ile kaybettiğimiz

ve tekrar ulaşabildiğimiz yazıları yayınlanmaktadır.

 

MEDYA NEYİ YAZAR NEYİ SÖYLER?

 

Toplumumuz ne yazık ki eğitilmemiş bir toplum. Elde çok net veriler olmasa da genel eğitim ortalamasının ilkokul üçüncü sınıf düzeyinde olduğu söyleniyor. Okuma yazma oranı giderek yükselse de eğitim açısından durum ne yazık ki böyle. O güzelim “eğitim/köy enstitüleri” eğitilmiş insanın neler yapabileceğini gören “okumuş cahil” insanların kara çalmalarıyla kapatıldıktan başka bir deyişle “anadolunun bağrında yanmaya başlayan ışık” söndürüldükten sonra bu sonuca ulaşmak kaçınılmazdı. “Yazılı” kültürü hiç yaşamadan sözlü kültürden “görsel” kültüre geçen insanımızın kendine sunulanı sorgulamadan kabul etmesi de doğaldır. O sunulanın ise çoğu zaman onu yanlış yerlere götürdüğü de bir gerçeklik. Çünkü içinde olduğumuz bu durumda onun bilinçsizce yaptığı tercihlerin rolü de yadsınamaz.

 

 

reklam

Hayret Edeceksin: Öğrendikçe şaşıracak, şaşırdıkça öğrenmek isteyeceksin




Durum böyle olunca bu ortalamanın bir adım önünden başlayarak daha ilerde olan herkesin bu konuda topluma dönük görevleri olduğu da ortadadır. Bilgimizi bildiğimizi bilmeyenlerle paylaşmak zorundayız.

Evet bugün her şeyin “para”ya dönüştürüldüğü bir dünya da “bilgi” en değerli “meta”(?)lardan birisi olmuştur. Ancak bilgisizliğin cezasını çekip bedelini ödeyenler ya da bunun ne olduğunu bilenler herhangi bir maddi bir karşılığını o anda almasalar da bildiklerini topluma anlatmakla, öğretmekle yükümlüdürler. Çünkü o cehaletin bedelini tüm toplum topluca ödemektedir.

Sağlık gibi insanın yaşamını doğrudan etkileyen belirleyen bir alanda görev yapanlar açısından baktığımızda bu durum bir zorunluluk olmaktadır. Çünkü, bu iş aynı zamanda onların görevlerinin de bir parçasıdır. Gerek meslek kuralları, gerekse yapılan işin olumlu bir sonuca ulaşması için bu görevin yerine getirilmesinden vazgeçilemez.

Aslında toplumun bireyleri de bilgisizliğinin ayrımındadır. Çünkü onun sıkıntısını her gün bizzat yaşayarak çekmektedirler. Bir kez bu sıkıntıyı çekenler onu kapatmak için kendine sunulanı almak zorunda kalmaktadırlar. Kapaklarını açıp okumasalar bile gazetelerin dağıttığı ansiklopedilerin rağbet görmesinin nedeni budur. Boyalı gazetelerde yer alan, içinde bilgi kırıntıları olan sağlıkla ilgili magazin haberlerine bu nedenle ilgi vardır.

Hepimizin yakından bileceği gibi; neredeyse her hastamız o haberler içinde kendileriyle ilgili olduğunu düşündüğü şeyleri bizlere muayeneleri sırasında sormaya çalışmaktadırlar. Yine televizyon ve radyolarda sağlıkla ilgili programlar özellikle kadınlar tarafından en çok izlenen ve hatta koşulu varsa telefon yoluyla katılıp soru sorulan programlar olmaktadır. Burada söylenenler de çoğu kere yine dönüp bizlerin önümüze gelmektedir.

Sağlık alt yapısı yeterli olmadığından ve toplumun temel sağlık eğitimini sağlayacak olan “sosyalizasyon sistemi” denilen düzen kağıt üzerinde bir model olarak bulunsa da uygulanmadığından toplumun bu alandaki açlığı ister istemez böyle giderilmektedir. Bu noktada da biz hekimlerin sorumluluğu oldukça önemlidir.

İletişim ve yayın organları da insanımızın bu talebini iyi gözlemekte ve belki de bundan bir “rant” elde edebileceği düşüncesiyle bu konuları işlemeye önem ve ağırlık vermektedir. Bu yayınları yapan gazetecilerin büyük çoğunluğu da ne yazık ki sağlık alanına ilişkin temel bilgiler bakımından eksiktirler. Bu eksiklik onların olaylara ve sorunlara bakışında önemli sıkıntılar doğurmaktadır. Çoğu kere konuları yanlış noktalarından ele almakta, doğru bilgi kaynaklarına ulaşmakta zorlanmakta, ulaşsalar bile o aldıkları bilgileri doğru anlayıp yorumlayarak, toplumun anlayacağı bir biçime sokamamaktadırlar.

Sağlıkla ilgili konuların ticari yanlarının olması, gerek bilgi kaynaklarının gerekse yayın organlarının alanla ilişkilerinden kaynaklarından kişisel çıkarlarından kaynaklanan yönlendirmeler de buna eklenince toplumun işine yarayacak değil, bireylere yeni sorunlar doğuracak yayınlar gündeme gelmektedir. Bu durumun oluşmasında da biz hekimlerin sorumluluğu hiç de az değildir. Çünkü tüm bunlar gazeteci ya da habercilerin kendi başlarına ürettiği şeyler değildir. Tümünde şu ya da bu oranda hekimlerin ve sağlıkçıların katkı ve katılımları söz konusudur. Dolayısıyla yanlışlar bir yerde onların katkısıyla oluşmaktadır.

İşiyle ilgili temel bilgi eksikliğini tamamlayan bir bölüm haberci ve yayıncı da bizim başka bir sorumluluğumuzu değişik buluşmalarda sürekli biçimde belirtmektedirler. Haber kaynağı olarak yararlandıkları bizlerin de bu alana ilişkin eğitim eksikliği içinde olduğumuz saptamasını sık olarak yapmaktadırlar.

Sorumluluğumuz bu kadar çok, konumumuz bu kadar önemliyken; sağlık ve tıpla ilgili konuların yayınlanmasına ilişkin bilgilerimizin eksikliği ve bazı yanlış tutumlarımız bizleri bir başka görevle daha yükümlü hale getirmektedir. Bu alanda bilgilenmek ve doğru tutumlar almak bu açıdan da çok önemlidir. Ne yazık ki bizlere bu konuda da formel bir eğitim verilmemektedir. Herkes kendi eğitimini kendisi tamamlamakta, bu da çoğunlukla yaşayarak ve kötü deneyimlerle oluşturulmaktadır.

O halde yukarıdaki tüm saptamalar bizleri bu alanda somut adımlar atmaya yöneltmelidir. Öncelikle kendi eksikliğimizi tamamlamalı, sonra bu alanda yapılan yayınlarda saptadığımız yanlış ve eksikleri belirtmeli, bunların topluma ulaşması için farklı yollar bulmalı ve bu yolları yaygın olarak kullanmalı, dahası verdiğimiz sağlık hizmeti içinde hizmet alanların bilgi eksikliklerini tamamlayacak etkinlikler içinde olmamız gerekmektedir.

Kuşkusuz bunların çoğunun bizlere dönük doğrudan bir karşılığı olmayacaktır. Ancak son noktada bilgi eksikliğin giderilmesi ve doğru davranışların artması bizim verdiğimiz hizmeti olumlu etkileyecektir.

Neler yapmalıyız?

İlkin her birimiz kendi alanımızda en yetkin olduğumuz konularda insanların kafalarına en sık takılan soruların yanıtlarını onların anlayacağı biçimde belirtebilecek biçimde bazı hazırlıklar ve çalışmalar yapmalı ya da böyle çalışmalara katılmalıyız. Sağlıkla ilgili hemen her alanda ve tüm konularda bu tür üretimler yapılmalı ve hazır bulundurulmalıdır. Elde mevcut bu tür çalışmaların güncelleştirilmesi, geliştirilmesi ve her zaman kolaylıkla ulaşılacak hale getirilmesi konusunda gerek teker teker hekimler, gerekse bu alanların özel uzmanlık dernekleri ve sağlıkla ilgili meslek odaları üzerlerine düşen görevleri yerine getirmelidirler. Bu örgütlerin çatısı altında, örgütlerin güvenirliklerine dayanacak şekilde bu tür kaynakları sürekli bir şekilde bulundurmamız gereklidir.

Habercilik günümüzde yazılı kaynaklardan yararlanılarak yapılsa da bunun görsel ve insani boyutu giderek daha önem kazanmaktadır. Bir konuda yazılı bilginin olması kuşkusuz yararlıdır. Ancak bunun bir insan, bir uzman tarafından söylenmesi toplum açısından daha önemli olmaktadır. O noktada söz konusu bilgilerin bir haberciye güzel ve doğru bir şekilde ifade edilmesi de gerekmektedir. İşte kamu iletişim ve yayın organları aracılığıyla toplumun karşısına çıkacak meslektaşlarımızın hem belirtilen bilgilere sahip olmaları, hem de o bilgileri anlaşılır bir şekilde söylemeleri de önemli bir eğitim konusu olarak karşımızda durmaktadır. Bu görev habercinin çalışmasındaki temel ilkelerin neler olduğunu öğrenmeyi ve bunun gereklerini yerine getirmeyi kapsamaktadır. Tümü insan için gerekli ve çok önemli olan bilgilerin hangisinin seçilerek nasıl sunulacağı konusunun bir medya mensubunun karşısına çıkacak bir hekim ya da uzman tarafından çok iyi anlaşılması gerekmektedir.

Habercilerin her zaman doğru kaynaklara ulaşabildikleri söylenemez. Bu noktada değişik ilişkiler söz konusu olabilmektedir. Bu nedenle habercilere çok sayıda kolay ulaşılır haber kaynağını sunabilmek de çok önemlidir.

Bir dönem tabip odamızın, uzmanlık dernekleriyle yaptığı ortak bir çalışma sonucu kaynak olarak belirlenen uzman kişiler habercilere sunulmuş ve belirli kolaylıklar sağlamıştı. Ancak bu kaynakların, tüm tıp ve sağlık alanlarını kapsayacak şekilde genişletilmemesi ve sayılarının arttırılmaması bir süre sonra talebe yanıt verilemez bir noktaya gelinmesine ve eskiye dönüşe yol açmıştı. O halde kendi alanlarımızda bunun da etkin bir şekilde ve işlevsel kılınarak sağlanması için bir çabamız olmalıdır.

Yapılan yayınlarda yapılan yanlış ve eksikliklerin ortaya konulması toplumun ve insanların doğru bilgilendirme hakkının sağlanması açısından çok önemlidir. Bunu haberin ulaştığı bilgiyi alan kesimin anlaması, farkına varması beklenmemelidir. Sorumluluk yine o alanının uzmanlarının üzerindedir:

Her hekim toplumla birlikte kendine de ulaşan yanlış ve eksik bilgileri toplum ve mesleği adına düzelmek zorundadır. Bu müdahale; sokak ortasında acil bir sağlık sorunuyla karşı karşıya kalan vatandaşa onu gören bir hekimin yaptığı acil tıbbi müdahaleden farksızdır. Bir şekilde o yayını yapanlara ulaşarak, cevap hakkını kullanmak, ya da o alanın uzmanlık örgütü ya da tabip odasıyla bağlantıya geçerek yanlış bilginin düzeltilmesi ya da tamamlanması için çaba göstermek hepimizin görevidir.

Bu yazı kapsamında eklemek istediğim son bir nokta da; bu tür popülarize hale gelmiş konularla ilgili olarak, gündelik hizmet verirken bir araya geldiğimiz insanlara gördüğümüz yanlış ve eksikleri ya da konunun doğru yanlarını söylemek olmalıdır. Güncel bir örnekle belirtirsek; her hekimin hastasıyla kendisi arasında “sır” niteliğinde olan ilişkinin hiçbir biçimde açıklanamayacağını her hekim bu günlerde karşılaştığı her hastaya ifade etmelidir. Belki de bu sonuca en doğrudan etki edecek tek yöntem budur. O yanlış ya da eksik bilgiyi doğru ve tam sayan ve sanan birçok insanın sorununu ya da yanlış kanaatini en başta çözecek ve netleştirecek en sağlam yollardan birisi böyle bir tutumdur.

Sonuç olarak onlarca görevimiz içine teknolojinin bu aşamasında eklenen bu tür görevleri de ister istemez üstlenmek zorunda olduğumuzu bir kere daha anımsayalım ve “bilgilenme, bilgilenme ve daha çok bilgilenme...” diyelim.

Haftaya buluşma dileğiyle..


4 Şubat 2001

 

 BİR SÖZ
"İnsanların en hızlı öğrendikleri zaman, kendi eylemlerinin sorumluluğunu taşıdıkları zamandır”

 (Senge)
 

 
 BİR FIKRA
NE YANİ.....

Sokrat ölüme mahkum edildiğinde eşi yanına gelmiş:

-“Haksız yere öldürülüyorsun” diyerek ağlamaya başlamış.

Sokrat yanıtlamış.

-“Sus kadın!.. Ne yani, bir de haklı yere mi öldürülseydim?..”
 
 
 BİR ŞİİR

66.SONE


Vazgeçtim bu dünyadan tek ölüm paklar beni,

Değmez bu yangın yeri, avuç açmaya değmez.

Değil mi ki çiğnenmiş inancın en seçkini,

Değil mi ki yoksullar mutluluktan habersiz,

Değil mi ki ayaklar altında insan onuru,

O kızoğlankız erdem dağlara kaldırılmış,

Ezilmiş, hor görülmüş el emeği, göz nuru,

Ödlekler geçmiş başa, derken mertlik bozulmuş,

Değil mi ki korkudan dili bağlı sanatın,

Değil mi ki çılgınlık sahip çıkmış düzene,

Doğruya doğru derken eğriye çıkmış adın,

Değil mi ki kötüler kadı olmuş Yemen' e

Vazgeçtim bu dünyadan, dünyamdan geçtim ama,

Seni yalnız komak var, o koyuyor adama.




William SHAKESPEARE (Çeviri : Can YÜCEL )



 
 

Dr.Mustafa SÜTLAŞ


<<Yirmi Yıl İlerdeyiz                  >>Sağlık Ocaklarında Döner Sermaye


 
Menu

Bacak Estetiği  
Tüp Bebek-Bülent Tıraş  

 

 

 

 

Yeniler

 Mutlaka Okuyun

 Hayret Edeceksin
Parmaklarımızda kas varmıdır? Parmaklarımızda kas var mıdır?
Parmaklarımız ıslanınca neden buruşur? Parmaklarımız ıslanınca neden buruşur?
Yenilenen Vücudumuz Yenilenen Vücudumuz
 

 Yeni Konular

Kampilobakter Enfeksiyonları

Aileniz Yeterince Uyuyor mu?

 

 

 

 

Yeni Sayfa 1

 

Anestezi Çok Okunanlar
Tıbbi Bitkiler Çok Okunanlar

ALIÇ: Doğal Kalp Damar Destekleyici

Yabani olarak derelere bakan yamaçlarda, kayalık, taşlık yerlerdeki çalılıklar içinde, ormanlarda ya da dağlık çevrelerde rastlanabilen, dikenli, kışın yapraklarını döken ağaç ya da ağaçcık türü bir bitkidir.

Echinacea

Son zamanlarda Amerika ve Avrupa'nın en çok satan tıbbi bitkisi olan echinacea bağışıklık sistemini güçlendirir. Beyaz kan hücrelerinin (makrofaj ve lenfositler) üretim ve faaliyetini arttırır

Isırgan Otu:Urtica Dioica

Isırgan otu her iki yarım kürenin de ılıman kesimlerinde sıkça bulunan ve doğal ortamlarda yetişebilen yabani bir bitkidir.

Sarı Kantaron :St.John's Wort

Yayılma yeri olan Almanyada bitkisel tedaviyi seven doktorlar tarafından ılımlı depresyonlarda birtakım tanınmış antidepressanlardan daha fazla önerilmektedir.

      

alt

Gizlilik   l   Kullanım  l   İletişim  l   Reklam

© 1999-2014 www.populermedikal.com

 

Facebook'ta takip et        Twitter'da takip et       

 

DİĞER SİTELERİMİZ

Tıp Rehberi

Sağlığınız

Hayret Edeceksin

Bilim Club

Hayret Edeceksin TV