Bu sayfalarda Dr. Mustafa SÜTLAŞ'ın 2001-2002 yılında sitemizde yayınlanan ve daha sonra teknik sorunlar nedeni ile kaybettiğimiz

ve tekrar ulaşabildiğimiz yazıları yayınlanmaktadır.

 

SAĞLIK OCAKLARINDA DÖNER SERMAYE

 

Sağlığı bir hak, verilen hizmeti de görev sayan ve yalnız kamuda çalışan hekimlerin çoğu günümüzde çektikleri büyük sıkıntılara karşın ücretlerini, ücretlerinin artırılmasını, hele hele bunun asıl ücret dışı yollarla arttırılmasını konuşmayı sevmezler. Toplumun sosyo ekonomik sorunlarını yakından gözlemledikleri, bir reçeteye iki kalem ilaç yazarken, "acaba bu hastanın bunu alabilecek parası var mı" diye düşündükleri için, onlar böylesi sıkıntılar çekerken kendilerinin aldıklarından yakınmayı düşünmezler.

 

 

reklam

Hayret Edeceksin: Öğrendikçe şaşıracak, şaşırdıkça öğrenmek isteyeceksin


Ancak emeğiyle geçinen herkes gibi, günümüzde yalnız kamuda çalışan hekimler de ciddi sıkıntılar içindedir. İkinci bazen üçüncü işi yapıyor olmanın daha da zorlaştırdığı gündelik yaşam, ne yazık ki hekimlerin de hem fiziksel hem de ruhsal sağlığını giderek daha çok bozuyor. Birçok meslektaşımız çok genç yaşlarda değişik hastalıklara yakalanıp ya sağlıklarından ya da yaşamlarından oluyorlar. İşte bu ortamda meslek örgütlerinin öncülüğünde son dönemde yapılan eylemler yöneticiler düzeyinde de yankı buldu. Ancak yöneticiler politika yapmanın her türlü aracını çok iyi bildikleri ve buldukları için yeni bir kandırmaca sergilediler. Hekimlerin direnç ve toplu duruşunu boşa çıkarmanın bir yolunu daha buldular: "Çok para istiyorsan, çok çalış, çok kazan" gibi bir "parlak" bir buluş(?) ve mantıkla, kamu çalışanı hekim ve sağlıkçıların asıl ücretlerini değil ama hizmet verdikleri vatandaşlardan ya da onların sosyal güvenlik kurumlarından alacakları paylarla oluşan döner sermaye paylarını arttırma kararına vardılar. Sağlık Bakanlığı tarafından hazırlanan 4618 sayılı "Sağlık Bakanlığı'na bağlı sağlık kurumları ile esenlendirme (rehabilitasyon) tesislerine verilecek döner sermaye hakkında kanunun bazı maddeleri ile 190 sayılı kanun hükmünce kararnamenin eki cetvellerinde değişiklik yapılması hakkında kanun" 11.01.2001 tarihinde Resmi Gazete'de yayınlanarak yürürlüğe girdi. Bu yasanın gerekçesinde aynen; "Bilindiği gibi Türkiye çapında tüm hastanelerde vardiyalı sisteme geçilmiş olup, hastaneler 24 saat hizmet vermektedir. Ancak, sağlık personelinin bu özverili çalışmalarına karşılık hak ettikleri ücreti aldıkları söylenemez. İnsan hayatı gibi çok önemli bir konuda hizmet veren bu personelin maaşlarında yapılacak iyileştirmelerin hizmetin kalitesini de artıracağı ve personeli olumlu yönde motive edeceği yadsınamaz" denilerek adeta "karakolda doğru söyler" noktasına geliyor ve bu kanun gereği olarak kurulacak olan Döner Sermaye İşletmeleri'nin gelirlerinden elde edilecek kaynaklarla sağlık çalışanlarının ücretlerinin iyileştirilmesinin amaçlandığı belirtiliyor.

 

Ama gerçekten öyle mi acaba? Yoksa "mahkemede saşırılıyor mu?" Ne yazık ki öyle. Ne yazık ki yöneticilerimiz doğruyu söylemiyorlar ve büyük bir kandırmaca yaşanıyor. Üstelik vatandaşın sağlığı pahasına bir oyun oynanıyor. Herkesin bildiği gibi, SSK, Devlet ve Üniversite Hastanelerinden Döner Sermaye İşletmeleri zaten vardı. Buralarda verilen hizmetlerin bedelleri zaten ya hastalar ya da sosyal güvenlik kurumlarınca döner sermayeye ödeniyordu. Dolayısıyla uygulama tüm çalışanlar açısından bir yenilik getirmiyor. Halen döner sermayesi olan yataklı tedavi kurumlarında çalışanlara zaten bir pay ödeniyor ve bu pay dahil sağlık çalışanlarının ücretleri son yirmi yılda yaklaşık yarı yarıya azalmış durumda. Dolayısıyla yukarıda kullandığım "kandırmaca" sözü bu kurumlarda çalışanlar için tam da gerçeği yansıtıyor. Yasayla Sağlık Bakanlığı'na bağlı sağlık kurumları arasında Döner Sermaye İşletmesi olmayanlarda bunların kurulması gündeme getirilmiş oluyor. Bu sağlık kurumlar arasında en büyük bölümü de birinci basamak sağlık hizmeti veren sağlık ocakları oluşturuyor. Dolayısıyla yasanın doğrudan bir sonucu sağlık ocaklarında Döner Sermaye İşletmesi kurulması oluyor. İşte "şaşırılan" noktalardan birisi bu. Çok ciddi bir tuzağa düşürülmek isteniyor ülkenin ve insanımızın sağlığı.

 

Gerçek amaç; temel sağlık hizmetlerini paralı-ücretli hale getirmek. Çünkü yakın gelecekte burada da tıpkı yataklı tedavi kurumlarında olduğu gibi büyük rantlar ortaya çıkabilir. Sağlık ocaklarında verilen en basit bir hizmet, örneğin aşılar için bunu düşünelim. Hizmetin yaygınlığı nedeniyle ortaya çıkacak rant geliri rakamının büyüklüğünü görebiliyor musunuz? Bu örnekten de anlaşılacağı gibi; her ne kadar yasada sanki koruyucu hizmet dışında tutuluyor gibi görünse de yasanın doğrudan bir sonucu temel sağlık hizmetleri arasında yer alan koruyucu ve sağlığı geliştirici sağlık hizmetlerinin de artık bir bedel karşılığında verilmesi olacak. Birinci basamak sağlık kurumlarında; mevcut Sosyal Güvenlik Kurumlarına bağlı bireyler için döner sermaye geliri alınması tartışılabilir olsa da bunun dışındakilerden ücret alınması başta anayasaya ve halen yürürlükte olan 224 sayılı "Sağlık Hizmetlerinin Sosyalleştirilmesi Yasası"na da aykırı bir durum olduğu söylenebilir. Yasada yer alan koruyucu hizmetlerin ayrı tutulması söylemi uygulamada tüm hizmetlerden bedel alınmasını engelleyemeyecektir. Hedefin koruyucu hizmetlerin de paralı hale getirilmesi olduğu açıktır. Sağlık haktır Sağlık hakkı temel insan haklarının başında yer alan "yaşama hakkı"na gerçek anlamını veren bir haktır. Başka bir deyişle, yaşama hakkı ancak sağlıklı yaşamak söz konusu ise vardır. Günümüzde çağdaş ülkelerde sağlık hizmetleri kamu eliyle verilir. Bu da "sosyal devlet" olmanın bir gereğidir. Ülkemizde sağlığın finansmanında karma bir ekonomik model benimsenmiştir. Sağlık hizmetlerinin bedeli ya hizmeti alan tarafından ya da onların bağlı olduğu sosyal güvenlik kurumlarınca ödenmektedir. Ancak toplam nüfusun yaklaşık üçte birinin sosyal güvenceden yoksun olduğu unutulmamalıdır. Sağlık Bakanlığı tarafından sosyal güvencesi olmayanlara verilen Yeşil Kart uygulaması ise sağlık hizmetlerinin bütününü değil sadece bir bölümünü kapsamakta, onu verirken de aradığı koşullar bu hizmeti alanların sayısını iyice azaltmaktadır. Bu amaçla ayrılan payın Yeşil Kart sahibi olan nüfusa bölündüğünde kişi başına düşen payın düşüklüğü, aslında bu yolla hizmetin finansmanının yapılamayacağı da kolaylıkla söylenebilir. Sosyal sınıflar arasındaki gelir eşitsizliğinin çok büyüdüğü ülkemizde insanların büyük bir bölümü, devlete verdikleri vergiye karşın uzunca bir süredir sağlığa kendi ceplerinden de büyük paralar ödüyorlar. Şimdi bu paranın da büyütülmesi için bu yeni uygulama gündeme getirilmektedir. Oysa sağlığa para ödeyemeyecek olan büyük bir kesim vardır ve bu kesim sağlık hizmetini büyük oranda sağlık ocaklarından almaktadır. Yeni yasa onları sağlık hizmetine ulaşmaktan alıkoyacaktır. Sosyal güvencesi olanlar da bu uygulamayla sıkıntı yaşayacaktır. Birinci basamak sağlık kurumlarının yerine getirdiği hizmetlerden ücret alınması sosyal güvenlik kurumlarına şimdiye kadar gündemde olmayan ek bir mali yük getireceğinden, şu anda ciddi sıkıntılar yaşayan bu kuruluşların daha da yoksullaşmasına yol açacaktır. Öte yandan SSK kapsamı içinde olup tedavi edici sağlık hizmetlerini bu kurumun olanaklarından sağlayan yaklaşık 25 milyon vatandaşın koruyucu sağlık hizmetlerinden yararlanması da bu yasayla tümden olanaksız hale gelecektir. Çünkü SSK bu tür sağlık hizmetleri için birinci basamak sağlık kurumlarına ya sevk işlemi yapmayacak, ya da şu anda kendisine yetmeyen kaynakların bir de bu konuda sarfı nedeniyle daha da sıkıntıya düşecektir. Bunun önüne geçmek için SSK'nın yeni bir sağlık örgütlenmesi gündeme getirmesi de uzak bir olasılık değildir. Bu koşulda sağlık hizmetinin tek elden verilmesi ilkesi de ortadan kaldırılmış olacaktır. Kazanç getirici hizmeti özendirme

 

Sağlık örgütlenmesi açısından ise durum en az bu kadar tehlikelidir: Öncelikle bu uygulama, birinci basamak kurumlarda tedavi edici hizmetlerin ödüllendirilmesi, hatta ödüllendirmek bir yana özendirilmesi buna karşılık koruyucu hekimlik hizmetlerinin de -daha az getirisi olacağı için- cezalandırılması anlamına gelecektir. Oysa temel sağlık hizmetleri ağırlıkla koruyucu hekimlik hizmetlerinden oluşmaktadır. Yeterli sayıda ayaktan hasta bakamayan, değişik tetkik ya da girişimleri yapan kurumlarda çalışanlar daha çok pay alırken, bunun tersine koruyucu hekimlik hizmetlerini verenler daha az döner sermaye geliri sağlayacakları için daha az kazanacaklardır. Aynı iş kolunda çalışanlar açısından yeni adaletsizlikler ve gelir farklılıkları yaratılmış olacaktır. Ayrıca personel daha da artan bir hızla nüfusun daha yoğun olduğu kentlerde çalışmayı talep edecek, bu da kırsal kesim aleyhine olan şimdiki tablonun ağırlaşmasına yol açacaktır. Bu uygulama aslında sağlık çalışanlarını da mağdur edecek bir uygulamadır. Sağlık çalışanları "artık tüm sağlık çalışanları döner sermayeden pay alıyorlar" rahatlığı ve aldatmacası ile diğer gruplara verilen veya verilmesi planlanan maaş zammından mahrum edileceklerdir. Oysa bir özlük hakkının bir hizmet ya da işlem koşuluna bağlanması, prim anlayışıyla verilmesi emeğe gerçek karşılığını vermeyen bir anlayışın sonucu olan, adaletsiz ve haksız bir tutumdur. Diğer taraftan sağlıkçılar, özellikle emekli oldukları zaman döner sermayeleri kesileceğinden, oluşacak farkın önceden kapatılmasını(?) hedefleyeceklerdir. "Benim memurum işini bilir anlayışını" henüz kabul etmemiş olan kamu çalışanı sağlıkçılar da bir yandan gereksiz tıbbi işlemleri dolayısıyla israfı gündeme getirmeye zorlanacak, bir yandan da haksız kazanca yol açacak "bireysel çözüm ve uygulamaları -bıçak parası, vb." hem yaygın olarak gündeme gelecek hem de aynı yasada yer alan kamu kurumunda "özel hizmet verme" uygulaması sonucu legalleşmiş olacaktır. Sonuçta sağlık çalışanlarının ekonomik anlamdaki mağduriyetleri ister istemez verdikleri hizmete de yansıyacaktır. Bu ise sağlık hizmeti alanların birer hasta ve insan değil ister istemez, daha çok "müşteri", "aptal tüketici", hatta "yolunacak kaz" olarak görülmesine yol açacaktır. Kurulacak "Döner Sermaye İşletmeleri"nin yasa gereği "il bazı"nda kurulacak olması ve bir havuzda toplanan paranın öncelikle sağlık çalışanlara dağıtılması bu paranın hizmette (ve tabii ki koruyucu hizmette) kullanılmaması gibi bir yan sonucu da doğuracaktır. Böylelikle kurumlar hem kendilerini hem de bu hizmeti alanların sağlığını geliştiremeyeceklerdir. Döner sermayeden verilecek bu küçük sus paylarının sağlık örgütlenmesinin geliştirilip daha etkin kılınmasına ve canlandırılmasına en ufak bir katkıda bulunmayacağı öngörülmelidir. Tüm bunlar göz önüne alındığında; sağlık kurumlarının tümünde yürürlüğe konulan döner sermaye uygulaması, tüm sağlık hizmetlerini bir maddi karşılık koşuluna bağlayacak, bu karşılığı veremeyenlere sunmayacak, böylelikle de sağlıklı yaşama hakkına en ciddi saldırılardan birisini oluşturacaktır. Başta bu ülkenin yöneticileri ve sağlık çalışanları olmak üzere sağlık hizmeti alan tüm bireyler ve onların oluşturduğu gönüllü örgütlenmeler, yaşama ve sağlıklı yaşama hakkına sahip çıkarak bu yeni duruma karşı tavır almak zorundadırlar. Hepimiz sağlık ve sağlıklı yaşama hakkına sahip çıkarak söz konusu uygulamanın yanlışlığını işaret etmeliyiz. Hem hizmeti verenler olarak, hem de bu ülkenin birer vatandaşı olarak şimdiye kadar sahip olduğumuz hakları daha yüksek sesle ve hep birlikte savunmalıyız. Birer hekim olarak gerek yöneticileri, gerekse onları iş başına getiren toplumu uyarmak da önemli görevlerimden birisidir. Tıpkı ücretlerimizle ilgili eylemlerde sesimizi yükselttiğimiz gibi bu konuda da sesimizi daha yükseltmeliyiz. Haftaya buluşma dileğiyle..

 

 11 Şubat 2001
 

 BİR SÖZ
"Düşündüklerinizi söylemek iyidir. Söylediklerinizi düşündükten sonra söylemek daha iyidir."

 

(Credo)

 
 BİR FIKRA
Adamın biri, ilk defa gittiği küçük bir kasabada şaşkın şaşkın gezindikten sonra yol kenarında duran bir arabanın yanına sokulmuş ve arka koltukta tek başına oturan çocuğa:

 

-"Buraların yabancısıyım," demiş, "parkın hemen yanı başındaki fırını arıyorum, çok yakın olduğunu söylediler."

 

Çocuk, arabanın penceresini iyice açtıktan sonra:

 

 -"Ben de buraya ilk defa geliyorum, "demiş, "ama sağ tarafa gitmeniz gerekiyor herhalde."

 

Adam, çocuğun da yabancı olmasına rağmen bunu nasıl anladığını sormuş ister istemez. Çocuk:

 

-"Ihlamur çiçeklerinin kokusunu duymuyor musunuz?" diye gülümsemiş. "Kuş cıvıltıları da oradan geliyor zaten."

 

-"İyi ama, bunların parktan değil de tek bir ağaçtan gelmediği ne malûm?" demiş adam.

 

-"Tek bir ağaçtan bu kadar yoğun koku gelmez, "diye atılmış çocuk. "Üstelik, manolyalar da katılıyor onlara. Hem biraz derin nefes alırsanız, fırından yeni çıkmış ekmeklerin kokusunu duyacaksınız."

 

Adam, gözlerini hafifçe kısarak denileni yaptıktan sonra, cebinden bir kağıt para çıkartıp teşekkür ederken farketmiş onun kör olduğunu. Çocuk ise, konuşurken bir anda sözlerini yarıda kesmesinden anlamış, adamın kendisini farkettiğini. Işığa hasret gözlerini ondan saklamaya çalışırken:

 

-"Üç yıl önce bir kaza geçirmiştim,görmeyi o kadar çok özledim ki. Sizinkiler sağlam öyle değil mi?" Adam, çocuğun tarif ettiği yerde bulunan fırına yönelirken:

 

 -"Artık emin değilim," demiş, "emin olduğum tek şey, benden iyi gördüğündür."
 

 
 BİR ŞİİR

NEREDE İDİNİZ


insan salt bildiği

doğruların adamıdır

salt türküsünü

söyler tek başına

gerçeğin, doğrunun

ve namusun

ama yağmur yağarken

savaşırken

sorunların ortasında

yapayalnız

zırhsız kalkansız

yürürken dar boğazların

üstüne

bir mektup, bir selam

bir merhaba

ocakta idim
kızamığın ve boğmacanın
bitin uyuzun savaşında
yapayalnız

kolum kanadım kırıktı
elim böğründe

siz nerede idiniz

Çağatay Güler Orada bir sağlık ocağı var.. Ve ocak hekimi! Hatiboğlu Yayınevi, 1987


 
 

Dr.Mustafa SÜTLAŞ

 

<<Medya Neyi Yazar Neyi Söyler?         

  >>Her Hasta Yeni Bir Sınavdır


 
Menu

Bacak Estetiği  
Tüp Bebek-Bülent Tıraş  

 

 

 

 

 

Yeniler
 

Resveratrol ve Yaşa Bağlı Unutkanlık

Obezite tedavisi için ilk elektronik cihaz FDA onayı aldı

 Hayret Edeceksin
Parmaklarımızda kas varmıdır? Parmaklarımızda kas var mıdır?
Parmaklarımız ıslanınca neden buruşur? Parmaklarımız ıslanınca neden buruşur?
Yenilenen Vücudumuz Yenilenen Vücudumuz
 

 Yeni Konular

Dünya Doğum Kusurları Günü

Dünya Doğum Kusurları Günü

B Grubu Streptokok Enfeksiyonları

Meditasyonun Tıbbi Faydaları

Ateşli Havale (Febril konvülziyon)

 

 

 

 

Yeni Sayfa 1

 

Anestezi Çok Okunanlar
Tıbbi Bitkiler Çok Okunanlar

ALIÇ: Doğal Kalp Damar Destekleyici

Yabani olarak derelere bakan yamaçlarda, kayalık, taşlık yerlerdeki çalılıklar içinde, ormanlarda ya da dağlık çevrelerde rastlanabilen, dikenli, kışın yapraklarını döken ağaç ya da ağaçcık türü bir bitkidir.

Echinacea

Son zamanlarda Amerika ve Avrupa'nın en çok satan tıbbi bitkisi olan echinacea bağışıklık sistemini güçlendirir. Beyaz kan hücrelerinin (makrofaj ve lenfositler) üretim ve faaliyetini arttırır

Isırgan Otu:Urtica Dioica

Isırgan otu her iki yarım kürenin de ılıman kesimlerinde sıkça bulunan ve doğal ortamlarda yetişebilen yabani bir bitkidir.

Sarı Kantaron :St.John's Wort

Yayılma yeri olan Almanyada bitkisel tedaviyi seven doktorlar tarafından ılımlı depresyonlarda birtakım tanınmış antidepressanlardan daha fazla önerilmektedir.

      

alt

Gizlilik   l   Kullanım  l   İletişim  l   Reklam

© 1999-2014 www.populermedikal.com

 

Facebook'ta takip et        Twitter'da takip et       

 

DİĞER SİTELERİMİZ

Tıp Rehberi

Sağlığınız

Hayret Edeceksin

Bilim Club

Hayret Edeceksin TV